Konuk Yazar

10 Ağutos 2009
Alp AKTAŞ    alpaktas@yahoo.com

Placebo 4. Kez İstanbul’da: Nehir Kenarında Sahte İlaç Bağımlılığı!

 

Mart-Nisan aylarıydı yanlış hatırlamıyorsam. Konserin icra tarihinin kesinleşmesinden ve halka (bizler:)) duyurulmasından hemen sonra, eşim Çağla’ya “Geliyor musun?” sorusuna, şaşırtıcı bir biçimde “evet” yanıtını aldıktan sonra hemen ilk iş Biletix’ten biletlerimizi satın alıp, heyecanlı bir şekilde konser günü olan 23 Haziran 2009’u beklemeye başladım. Başladım diyorum çünkü Çağla’nın benim zorumla alıştığı ama halen tam olarak benimseyemediği, alternatif rock müzik tarzının icra edildiği konsere gelebileceğine ihtimal vermiyordum. Bir yandan da bu pahalı (71,5TL) bileti son anda kime verebilirim diye de düşünmeden duramıyordum.

 

Tabi bu arada, kalabalık gitmenin daha keyifli olabileceğini düşünerek, tüm arkadaşlarıma, Placebo’nun reklamını yaparcasına, gönderdiğim maillerle haber vermiştim. Her rock konseri organizasyonunda aldığım cevabı bir kez daha almıştım. Kimse gitmek için istekli değildi. Benim için pek şaşırtıcı değil aslında, arkadaşlarım arasında benim gibi rock müzik seven sayısı yok denecek kadar az olduğundan  rock konserlerine tek başıma gidiyorum (Bakınız: Alanis Morisette, Garbage, Travis, 4 adet Rock’n Coke festivali vb). Bu nedenle de Placebo konserine kalabalıkla birlikte gidip eğlenme ve keyif alma fikrini rafa kaldırmak zorunda kaldım.

 

İnternette yaptığım araştırmalarda; daha önce Placebo’nun, 9 Aralık 2000, 13 Eylül 2003 ve 3 Eylül 2006 tarihlerinde, İstanbul’a konser vermek için geldiği bilgisine ulaştım ki en son 3 Eylül 2006’daki canlı performansları Rock’n Coke konserleri kapsamındaydı ve ben de onları izleme fırsatı bulmuştum. 23 Haziran 2009 tarihinde bir kez daha canlı performanslarını görme şansı bulacağım için heyecanlıydım.

Grup, 6. stüdyo albümü (yazarlarca her seferinde böyle söyleniyor, stüdyo dışında canlı kayıt albümler olduğu için herhalde) “Battle For The Sun” kapsamında İstanbul’da olacaktı. Ancak yeni albümleri 6 Haziran 2009'da piyasaya çıkacak ve daha yalnızca albümün 4. parçası olan “ For What It’s Worth” dışında dinlediğim bir parçaları yoktu. Konser öncesinde bu albümü temin etmem gerektiğini düşünerek, 6 Haziran’da soluğu Ümraniye’deki D&R’da alıyorum, raflarda, yeni çıkanlar bölümünde aranıyorum, albüm tabi ki yok. Üç-dört gün sonra yine D&R’dayım, bu sefer buluyorum, fakat o da ne albüm 30TL, evet evet 30TL. Yuh diyorum, “tabii ki bu fiyata albüm satışları düşer; insanlar kopya albümlere, MP3’lere yönelir” şeklinde söylenerek (bu bıkkınlık yaratan söylenmelerimi bilen bilir:)), sessizce 30TL’me veda ediyorum.

 

“Battle For The Sun”, 13 parçadan oluşuyor ve diğer 5 albümü ile kıyasladığınızda biraz daha elektronik ve daha ritimli parçalardan oluştuğunu söylemek mümkün. Biraz da konserdeki şarkılara hazırlık olsun diye (sanki şarkıları ben söyleyeceğim ya:)) aldığım albümü; aldığım günden, konsere gideceğim güne kadar dinlemekten kendimi alamıyorum. Adeta bağımlılık yapıyor bende. Hatta bir iş arkadaşımın “Ne o kendini genç mi zannediyorsun?

Konserde gençler gibi şarkı söylemek için albümü hemen alıp şarkı sözlerini ezberlemeye mi çalışıyorsun? Konserde de en öne gidersin şimdi sen” şeklindeki dalga geçmelerini dikkate almıyorum bile. Bu tarz konserler için artık yaşlandığım imalarını kulak ardı ediyorum. Ancak bu konserden yaklaşık 20 gün sonra gerçekleşecek Rock’n Coke festivaline giderken de, bir başka arkadaşımın  “senin yaşın kaç ki bu konserlere gidiyorsun?” şeklindeki dalga geçmesine de kulağımı tıkıyorum tabii ki. Müziğin yaşı olmaz!

 

Gerçek Rock-Metal müzik dinleyicileri, genelde Placebo’yu çok elektronik bulurlar, biraz da küçümserler ve eh işte, dinlenebilir şeklinde yorum yaparlar. Tabi bu yorumlardan elektronik olanına katılıyorum ama küçümseme kısmı ise oldukça saçma gelir bana; bir insanın zevki, keyfi neden küçümsenir ki, gerçekten garip….  Ben rock müziği, sevdiğim için dinlerim, ayrı bir sınıf ya da üstünlük derecesi olarak görmediğimden bu tür yorumları da cevapsız bırakırım.

 

Placebo Hakkında

 

Kısaca bilgi vermek gerekirse, Placebo; Brian Molko (gitar ve vokaller), Stefan Olsdal (basgitar) ve Steve Forrest (davul)’tan oluşuyor. Grubun davulculardan yana şansı olmamış, daha önce iki kere davulcu değiştirmişler. Grubun 1996 yılında çıkan ilk albümü “Placebo”dan sonra grubun kuruluşunda yer alan Robert Schultzberg, 5.albümü “Meds”ten sonra da Steve Hewitt gruptan ayrılmış. Grubun altıncı ve en son çıkan “Battle For The Sun” isimli albümü, yeni davulcu Steve Forrest’ın Placebo ile ilk stüdyo (!) albümü oluyor.

Placebo’nun ismini ilk defa duyanlar ya da ismini bilip de anlamını bilmeyenler için grubun isminin ne anlama geldiğini yazmakta fayda var. Grup ismini bir tıp teriminden alıyormuş, bu terim “ilaç niyetine verilen ama hiçbir fonksiyonu olmayan madde ya da sahte ilaç” anlamına gelen yabancı bir kelimeymiş. “Grubun isminin anlamı önemli ki?” diye soranlara ise hayır hiç de değil şeklinde cevap vermek yerinde olur. Nitekim (!-çok hastaymış bizimki), bir grubu ismi için dinlemediğimize göre, gereksiz bir bilgiyi okuduğunuzu varsayabilirsiniz. Nitekim solist Brian Molko bir söyleşide (wikipedia, MTV söyleşisi), grubun ismi ile ilgili bir soruya:

 

“It’s a complex question to answer, really. As musicians you try to find a name for your band that represents you and you never really do, because, basically, names for bands lose their meaning after a while. They become a series of sounds that you associate with people in music. The most important thing for a name is that you can imagine forty-thousand people screaming it in unison” şeklinde cevap vermiş, doğru demiş.

Placebo 1994 yılında kurulmuş, geçmiş 13 yılda; 6 albüm, 6 EP (extended play, 3-4 şarkı), 27 single (1-2 şarkı) yapmışlar ve İngiltere’de 1 milyonu, tüm dünyada ise 10 milyonu aşkın albüm satışı yapmışlar (www.amazon.com) (http://www.placeboworld.co.uk/band.php).

.

Placebo hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler http://en.wikipedia.org/wiki/Placebo_(band)#cite_note-pias-1 adresini ziyaret edebilirler. Merak edenler için Albüm ve Parça isimlerini yazının sonunda bulabilirsiniz.

 

Extended Play Extended Play Extended Play Extended Play Extended Play Extended Play

 

Konser günü

 

23 Haziran 2009 Salı, saat 18.00-18.30 civarı, işten çıkılmış, konser nedeniyle spora gidilmemiş (!), Çağla ile birlikte konser öncesinde evde yemek yiyoruz. Telefonuma bir anda 2 adet mesaj geldi, birileri mesajları aldığımdan emin olmak istiyordu. İkisi de biletleri aldığım Biletix’ten, “Gümrükte yaşanan problemler nedeniyle Konser 24 Haziran 2009’a ertelenmiştir, özür dileriz”. Nedense bir anda konserin bir sonraki haftaya ertelendiğini zannederek, küfür etmeye başladım, çünkü bir sonraki hafta Çeşme’ye tatile gidecektik ve konsere gidemeyecektim. Sonra Çağla telefonu aldı ve yüreğime su serpti, “e konser yarına ertelenmiş, ne fark eder?” dedi ve bir anda aklına geldi “eeee, benim yarın yurt dışından misafirim var ve akşam yemeğinde olacağım, eyvah!” dedi. Neyse fazla uzatmadan 21.00'de çıkar gelirim dedi. Bu ah-vah’ların ardından daha 10 dakika geçmemişti ki GSA’da San Diego’lu İsot telefonda, ne yapar, tabii ki dalga geçiyor “ne oldu müdür, konser patlamış, ehe ehe”. Ağzının payını veriyor ve konserin yapılacağı bir sonraki günü beklemeye başlıyorum.

 

Ve ertelenen konser günü gelip çatıyor sonunda, arkadaşlarımın konseri sanki ben organize ediyormuşum da ertelemişim gibi dalga geçmelerinden sonra eve geliyorum ve üstümü değiştiriyorum. Tam o sırada Çağla arıyor ve “bir bilet daha bulabilme ihtimalimiz var mı? Arkadaşım Guillaume’de konsere gelmek istiyor” diyor. Kibarca, “git, bilet al” mesajını alıyor ve Biletix’i arıyorum. Bilet varmış ancak konser günü telefon ile satış yapamıyorlar, bir satış noktasına gitmem gerekiyormuş. Hemen Veysel’i (Vespa-200GT) alıyor, Libadiye Caddesi'ndeki Migros’un içinde yer alan Biletix satış noktasından aldığım 3. bileti de cebime koyuyorum. Pahalı aldığımı zannettiğim (71.5TL) biletlerin gerçek fiyatını görünce, çüş diyorum, dile kolay 87TL. Pek takmıyorum tabi, Allah’ın Fransızı öder deyip, konserden önce ne yiyebilirim diye düşünmeye başlıyorum. Vaktim var, Etiler’de Çardak Büfe’de döner yiyebilirim, oradan da ver elini konser alanı, Turkcell Kuruçeşme Arena. Etiler’de 200gr döneri mideye indirdikten sonra (GSA kulakların çınlasın!) ki bu miktar GSA’cılar için çerezdir çerez, Veysel’i bir kez daha çalıştırıyor ve Kuruçeşme’ye varıyorum. Çağla ve Guillaume ile kapıda buluşuyorum. Çok şükür zamanında gelmişler, en sevmediğim şey, biletleri sende olan kişilerin konsere geç kalmalarıdır. Bu konuma düşmüşsen kabus gibidir, konser başlar ve sen kapıda açılış parçasını dinlersin, sanki albüm dinler gibi….

 

Guillaume’ı görünce biraz şaşırıyorum, 50-55 yaşlarında, üniversiteye giden bir kızı olan mülayim bir Fransız. Kızının tavsiyesi üzerine 4-5 yıl önce dinlemeye başlamış ve zamanla onun da hoşuna gitmiş, şimdi tam bir Placebo hayranı olmuş. Hatta daha önce Fransa’da kızıyla birlikte Placebo konserine gitmişler, şaşırıyorum ve babamla bir Placebo konserine geldiğimi hayal edip, içten içe sırıtıyorum. Biletlerimizin 3 kez kontrol edilmesinden, her birimizin 1 kez aranmasından sonra (1 kez daha aransaydık, havaalanlarında yaşadığımız işkenceyi tekrarlamış olacaktık!) konser alanına doğru yürüyoruz.

 

Turkcell Kuruçeşme Arena geniş güzel bir mekan, ancak konserden sonra birçok gazete ve dergide yazdığı gibi konserde 8.000’i aşkın kişinin olduğunu hiç zannetmiyorum. Bir rivayete göre (internet sitesinde bile yazmıyor kaç kişilik olduğu) 10.000 kişinin açık hava konserini dinleyebildiğini varsayarsak, o gece 8.000 kişinin olması imkansızdı, olsa olsa 4.000-5.000 kişi ancak vardı diyebilirim. Zira kalabalık, ışıkların kontrol edildiği ve ses sistem ayarlarının yapıldığı bölüme kadar bile ulaşamamıştı. Bunu küçümsediğim ya da beğenmediğim için değil aksine çok sevdiğim için özellikle yazmak istedim. Çünkü hınca hınç dolu bir konserde kalabalık nedeniyle, ne rahatça müzik dinleyebilirsiniz, ne içecek bir şeyler alabilirsiniz ne de tuvalet ihtiyacınızı rahatlıkla giderebilirsiniz, ben bu üçünü rahatça yapabiliyorsam ve sevdiğim de bir grup varsa demeyin keyfime. O akşam da öyleydi, tam barın yanına demir attık ve fıçı biraları yuvarlamaya başladık. Bir ben bir Guillaume sırayla içkileri almaya başladık derken saat tam 21.10’da Placebo sahneye çıktı.

 

Yanımda fotoğraf makinesi olmadığından o güzel sahne şovunu sizlere anlatabilmek için “Battle For The Sun” turnesi kapsamında bulundukları Finlandiya’da, konser esnasında çekilen bir fotoğrafı ilave etmenin yerinde olacağını düşündüm, Solist Brian Molko gömlek-kravat-yelek üçlemesiyle seyirciyi coşturmaya çalışırken…

O anda büyük bir renk ve ışık cümbüşü de onlarla birlikte geldi. Sahnenin en arkasında yaklaşık 3m x 20m büyüklüğünde devasa ve çözünürlüğü çok yüksek bir ekrandan çeşitli şekiller, gerçek hayattan kesitler, filmlerden sahneler yansıtılıyordu. Bu görüntü  konser boyunca devam etti, ilk defa bu kadar büyük ve net bir ekrandan gelen görüntülere şahit oluyordum. Solist Brian Molko konsere gömlek-kravat-yelek üçlemesiyle,  basçı Stefan Olsdal günlük bir kıyafetiyle, yeni davulcu Steve Forrest’da belden üstü çıplak (vücut çalıştığı çok belli!), dövmelerini bizimle paylaşır bir şekilde sahneye çıktılar.
 

Placebo konsere, benim tahmin ettiğim “For What It's Worth” yerine “Kitty Litter” ile başladı ve albümdeki parça sırasıyla, “Ashtray Heart” ve albüme ismini veren parça “Battle For The Sun” ile devam ettiler. “Battle For The Sun” başladığında dinleyicilerdeki ses seviyesi biraz daha yükseldi, anlaşılan herkes bu parçayı diğerlerine göre daha çok biliyordu. Daha sonra da albümden ilk single olarak çıkan ve klibi çekilen “For What It's Worth”u söylediler. Parça bittikten hemen sonra, herkes birazda eskilerden söyleseniz dercesine birbirlerine bakmaya başladığı sırada, 1998 yılından eski bir dostu “Every you Every me”yi çalmaya başladılar, bu dinleyicilerin gruba hep birlikte eşlik ettikleri ilk parça oldu, herkesin kendinden geçtiğine ben şahidim!
 

Derken, sahnede seyirci ile iletişimi çok da kuvvetli olmayan Solist Brian Molko’nun “Merhaba, biz Placebo’yuz ve davulcu arkadaşımızın davulunda yazdığı gibi barış için geldik” dedi. Daha sonra da gecenin vecizesini bizimle paylaştı “İstanbul’da bu nehrin kıyısında bir kez daha olmak çok güzel”. İstanbul’da birçok grubun solistinin düştüğü hataya o da düşmüştü, güzelim boğaz bir nehir olmuştu. Varsın olsun, o da buranın boğaz olduğunu bir gün öğrenir diyerek, canlı performanstan keyif almaya devam ettik. Bu arada Guillaume ile ben sırayla içkileri alıyor ve keyifle içiyorduk, yanlış saymadıysam o gece ben 6, o ise 8 adet biranın köküne dara ekmiştik! Tabi bunda, barın yakınlarında konuşlanmamızın rolü büyüktü.

 
Yukarıdaki fotoğrafta Solist Brian Molko’nun bahsettiği Peace yazısını görebilirsiniz.
 
Placebo, eski dostlardan devam etti “Black Eyed” ve “Taste in Man”. Sonra yeniden son albüme döndüler ve “Speak In Tongues”, “Breathe Underwater”, “Come Undone”ı sırasıyla çaldılar. Solist Brian Molko’nun bir erkek için yazdıklarını açıkladığı "Julien”'den sonra 5. albüm Meds’ten en sevdiğim parça “Song to Say Goodbye” ile sahneye veda ettiler. Neredeyse son albümün tümünü, eski parçalardan da 4’ünü çalmışlardı, tabii ki seyirciye yetmezdi.
 
Yazılı ve görsel medyanın çok sevdiği terim “bis”i, tüm medya yazsın diye :) 3 kere tekrarladılar, her geldiklerinde de eski parçalarını söylediler. Aklımda kalanlar “Special K”, “English Summer Rain”, “Twenty years” ve benim Placebo ile ilk kez tanışmamı sağlayan ilk albümden “36 degrees”. Sonra da son kez veda edip aramızdan ayrıldılar. Guillaume grubun tek Fransızca şarkısı olan “Protege Moi” (nam-ı diğer “Protect Me From What I Want”) yi çalmadıkları için üzgün ama olsun kafası güzel, meşhur Fransız milliyetçiliğinden hemen kurtuluyor.
 
Bu gecede şunu da çalsalardı süper olurdu dediğim yeni albümden iki parça vardı “ Devil In The Details” ve “Kings Of Medicine” maalesef bu iki yeni ve bana göre harika parçayı, konserin temposuna uymadıkları düşüncesi ile çalmadıklarını düşünüyorum.
 
Konser çıkışındaki trafik karmaşası üzerinde durmanın, gecenin güzelliğini gölgelememesi adına bahis konusu yapmıyorum, iyi ki varsın Veysel:)
 
Sonuçta, konserdeki herkes “nehir kenarında”, “sahte ilaç” bağımlılığına yenik düşmüştü.
 

Alp & Çağla
 
Placebo’nun albümleri 
 
6-Battle For The Sun / 08.06.2009

Track list:

  1. Kitty Litter
  2. Ashtray Heart
  3. Battle For The Sun
  4. For What It's Worth
  5. Devil In The Details
  6. Bright Lights
  7. Speak In Tongues
  8. The Never-Ending Why
  9. Julien
  10. Happy You're Gone
  11. Breathe Underwater
  12. Come Undone
  13. Kings Of Medicine
 
5-MEDS / 13.03.2006

Track list:

  1. Meds
  2. Infra-red
  3. Drag
  4. Space Monkey
  5. Follow The Cops Back Home
  6. Post Blue
  7. Because I Want You
  8. Blind
  9. Pierrot The Clown
  10. Broken Promise
  11. One Of A Kind
  12. In The Cold Light Of Morning
  13. Song To Say Goodbye
 

4-Sleeping With Ghosts / 22.09.2003

Track list:

  1. Bulletproof Cupid
  2. English Summer Rain
  3. This Picture
  4. Sleeping With Ghosts
  5. The Bitter End
  6. Something Rotten
  7. Plasticine
  8. Special Needs
  9. I'll Be Yours
  10. Second Sight
  11. Protect Me From What I Want
  12. Centrefolds
 

3-Black Market Music / 09.10.2000

Track list:

  1. Taste In Men
  2. Days Before You Came
  3. Special K
  4. Spite & Malice
  5. Passive Aggressive
  6. Black Eyed
  7. Blue American
  8. Slave To The Wage
  9. Commercial For Levi
  10. Haemoglobin
  11. Narcoleptic
  12. Peeping Tom
  13. Black Market Blood
 

2-Without You I'm Nothing / 12.10.1998

Track list:

  1. Pure Morning
  2. Brick Shithouse
  3. You Don't Care About Us
  4. Ask For Answers
  5. Without You I'm Nothing
  6. Allergic
  7. The Crawl
  8. Every You Every Me
  9. My Sweet Prince
  10. Summer's Gone
  11. Scared Of Girls
  12. Burger Queen
  13. Evil Dildo
 

1-Placebo / 17.07.1996

Track list:

  1. Come Home
  2. Teenage Angst
  3. Bionic
  4. 36 Degrees
  5. Hang On To Your IQ
  6. Nancy Boy
  7. I Know
  8. Bruise Pristine
  9. Lady Of The Flowers
  10. Swallow
  11. H.K. Farewell
 

Once More With Feeling Singles 1996-2004 / 25.10.2004

Track list:

  1. 36 Degrees
  2. Teenage Angst
  3. Nancy Boy
  4. Bruise Pristine
  5. Pure Morning
  6. You Don’t Care About Us
  7. Every You Every Me
  8. Without You I’m Nothing (featuring David Bowie)
  9. Taste In Men
  10. Slave To The Wage
  11. Special K
  12. Black-Eyed
  13. The Bitter End
  14. This Picture
  15. Special Needs
  16. English Summer Rain
  17. Protège Moi
  18. I Do (CD only)
  19. Twenty Years
 

Kaynak: (http://www.placeboworld.co.uk/band.php)