Konuk Yazar |
||
| 17 Ağustos 2009 | ||
|
||
| Köfte ve Tarih Peşinde 200km: İznik - Yenişehir - Mudanya | ||
|
Kayı ile birlikte yol yaptığımız ve çok keyif aldığımız 3.5 günlük Sinop-Kastamonu gurme gezisi esnasında ziftlenen ve tanınmaz hale gelen motorlarımızın temizlenmesinden sonra, Kayı’nın önerisi ile kendimizi yeniden yollara atıyoruz. E bünye bu, ister. Günübirlik yapacağımız bu gezide, İznik, Yenişehir ve Mudanya’yı gezmek istiyoruz. Bu gezinin, Kayı ile birlikte yaptığımız diğer gezilerimizden en büyük farkı, iki artçımızın olması. Eşim Çağla ve Hillside’tan Didem Hocamız. Her ikisi de ilk defa 200km’nin üzerinde yol yapacaklar. Stres? Tabi ki vardır. Bu arada ben de ilk defa bir artçı ile uzun sayılabilecek bir yol yapacağım, bende de biraz gerginlik mevcut. |
||
![]() Kayı’nın iki kişilik kahvaltısı görülmeye değer :). Çağla tabi ki o koca sandviçin hepsini yiyemedi. |
||
|
Sabah
07:15’te kalkıyor, yanımızda götürecegimiz yedek kıyafetleri ve
malzemeleri hazırlıyoruz. Deponun eksilen kısmını da Ümraniye Total’de
tamamladıktan sonra, Kayı ile anlaştığımız üzere 08:05’te Suadiye Beyaz
Fırın’da buluşuyoruz. Hoş geldin, beş gittin sonrası sandviç,
simit ve çaydan oluşan kahvaltımızı yapıyoruz. Tabi siparişleri vermeden
önce, benim klasik kahvaltı talebim, Kayı’nın “Köy kahvaltısı yok
burada” şeklinde dalga geçmesi ile kapanıyor. Simit arası kaşar ile
yetiniyorum. Yetiniyorum dediğime bakmayın, öğle yemeğinin 14:00’te
olmasını planlamamız nedeniyle, üzerine browni/ıslak kek
karmaşası/tartışması yaşamamıza neden olan ılık keki söylüyorum, çayları
bir bir yuvarlarken... |
||
![]() |
||
![]() Ne o Buke ile Honza arasına kara kedi mi girmiş :) |
||
|
Artık doyduk, tamamız. Giyinme seremonisinden sonra Pendik-Yalova feribotuna hareket ediyoruz. Hareket saatine 15 dakika kala gişelere gelip son dakikaya kalmadan (!) feribota biniyor ve yerimizi alıyoruz.
40-45
dakikalık feribot yolculuğundan sonra Yalova’ya varıyoruz ve lastikleri
döndürmeye başlıyoruz. Maalesef Yalova’nın da her tarafı kazılmış. Sahil
tarafındaki yolu yükseltip yeniden asfaltlıyorlar. Çağla verip
veriştiriyor.
Yalova-Bursa Karayolu’nda Orhangazi’ye kadar hız kesmeksizin yol
alıyoruz. Orhangazi trafik ışıklarının bulunduğu dört yoldan, İznik
istikametine dönüyoruz ve yaklaşık 5-6 km sonra sağ tarafımızdaki İznik
Gölü ile merhabalaşıyoruz, Çağla ilk kez tanışıyor, ben daha önceden
Oylat turu nedeniyle tanışıklığım var. Merhabalaşmamız biraz uzun
sürecek çünkü İznik’in içine kadar bizimle birlikte. Gölün kuzeyinden
İznik yolu yaklaşık 40km. Güneş de kendini yavaş yavaş hissettirmeye
başlıyor, belli ki sıcak bir gün olacak.
Gölün
çevresi tamamen zeytinlik, kıyıları ise sazlarla dolu, gölden ziyade
deniz zannedilebilecek büyüklükte. Yollar geniş ve tabiki biz Türklere
has, çakılların üzerine zift dökülmesi suretiyle oluşturulmuş ucuz
maliyetli ve asfalt görünümüne alıştığımız yollardan biri. Yolda traktör
hareketliliğinden biraz çekiniyorum. Her sapaktan bir traktör ve romörk
çıkıyor. Kimisi çalışmaya gidiyor, kimisi ailesi ile birlikte gezmeye... |
||
![]() |
||
![]() |
||
|
İznik’e
varınca önce bir sahil turu yapıyoruz. Yapılaşmanın güzel olmadığı
dikkatimizi çekiyor ama çok şirin çay bahçelerini, sahilde bulunan
restoranları ve plajları görüyoruz. Kayı’nın beni şaşırtan “Oturup bir
çay içelim” önerisini (sonunda Kayı’ya da çay alışkanlığı kazandıracağım
galiba!) reddediyoruz. Herkes şehir merkezini görmek istiyor. Sahildeki
tüm yapılaşmanın sonunda meyve bahçelerini görüyoruz ve artçıları
ağaçlara doğru salıyoruz. Hemen elmalara dalıyorlar. Hatta Didem kaskını
çıkarıp elmaları yemeğe başlıyor. Çağla üç dört tane koparıp stok
yapıyor (şu anda birini afiyetle yiyorum). Kayı ısrarcı “İzin almazsanız
yemem”, domuz inadı var :). |
||
![]() Alenen hırsızlık, göz hakkı desek:) |
||
![]() |
||
|
Sahilden
ayrılıp Göl Kapı üzerinden İznik’in merkezine varıyoruz. Buke ile
Honza’ya gölge bir yer bulup, tüm ekipmanları çalınmayacaklarına emin
olacak şekilde güvenle yerleştirdikten sonra şehir turumuza başlıyoruz.
Kayı daha alışkın, ekipmanları yayma taraftarı, ama her ihtimale karşı
kaskını arka çantanın içine koyuyor, ekipmanlarımızın en pahalı parçası
kasklarımız... |
||
![]() Ayasofya |
||
|
İlk
durağımız Ayasofya Kilisesi/Orhan Camii. Kayı tarihinden mukakkak
bahsedecektir, ben ise içinin bomboş olduğunu ama bu hali ile bile
görkemli bir yer olduğunu söyleyebilirim. Biz Türkler, yine eski bir
kiliseyi daha camiye çevirmeyi başarmışız. Bunu bir çok tarihi
kentimizde görebiliyoruz. Kapıdaki bekçilerin, yemek yedikleri ve su
içtikleri kapları/bardakları tarihi eserin içerisinde ve ana kapı
girişine bırakmaları, aynı yerde buzdolabı bulundurmaları ise tarihe
bakış açımızı en güzel yansıtan görüntüydü. |
||
![]() |
||
|
Turistlere
olan bakış açımızı ise onlara farklı fiyat tarifesi uygulayan Kültür
Bakanlığı gösteriyordu: Türk ziyaretçilere 3.5TL, Yabancı ziyaretçilere
7TL. Ben bugüne kadar yurtdışında gezdiğim hiçbir yerde böyle bir
uygulamaya şahit olmadım. |
||
![]() Kayı’nın çeşmeden su içme keyfi, beleş :) İstanbul’da iç bakalım, sarılık mı, tifo mu? Çöp tenekelerine dikkat, çini desenli.. |
||
|
Ayasofya
Kilise’sinden sonraki durağımız Eşrefzade Abdullah Camii. Daha yeni
görünümlü bir 15.yy camisi. Büyük
ihtimalle yeni restore edilmiş.
İznik çok
büyük bir şehir değil. Herhangi bir vasıtaya binmeden, yürüyerek hem
şehirde yaşayan yöre halkını ve yaşayışını, hem de şehrin muhteşem
tarihi eserlerini görebiliyorsunuz. MÖ 3.yy’da inşa edilmeye başlanan,
birçok kültürün ve kültürlere ait tarihi eserlerin yer aldığı, tarihsel
zenginliğe sahip bir şehiri yürüyerek dolaşabilmek büyük bir şans.
Allah’ın ve Anadolu’nun da bize
büyük bir lütfu... |
||
![]() Süleyman Paşa Medresesi |
||
|
Eşrefzade Abdullah Camii’nden sonra Süleyman Paşa Medrese’sine gidiyoruz. Medrese aynı zamanda çini ve seramik atölyesi/çarşısı olarak hizmet veriyor. İçi tamamen restore edilmiş ve yaklaşık 10-15 atölye ve dükkana ev sahipliği yapıyor. Gayet nezih ve tertemiz bir yer, çiniler ve seramikler de göz alıcı. |
||
![]() |
||
![]() Şov amaçlı, canlı yayında yapılan eserler de mevcut |
||
|
Kayı ile
ben sıcaktan bunalmanın da etkisiyle, kendimizi medresenin
kahvehanesinin sandalyelerine atıyoruz ve fotoğraf çekiyoruz. Kızlar
atölyelerin her birini tek tek ziyaret edip, altını üstüne getirip,
alışveriş yapıyorlar: Aman gözden bir şey kaçmasın :). |
||
![]() Yemeniler alındı |
||
![]() Kahvehaneden ilgi çekici bir yazı ve şiir |
||
![]() İznik Belediyesi Personel Toplanma Yeri, koptum |
||
![]() Yeşil Camii |
||
|
Otuz
dakika kadar Medrese’de oyalandıktan sonra yine yürüyerek Yeşil Camii ve
İznik Arkeoloji Müzesi olarak hizmet veren Nilüfer Hatun İmarethanesini
ziyaret ediyoruz. İznik’te gördüğüm en güzel tarihi eserin Yeşil Camii
olduğunu bu camiyi gördükten sonra anlıyorum Caminin tamamı mermerden
yapılmış, minaresi çinilerle kaplı. Caminin giriş kapısının mermer
işçiliği gerçekten görülmeye değer. Harikulade bir 14.yy camii. İznik
Arkeoloji Müzesi ise Yeşil Camii’nin tam karşısında yer alıyor. Eserler
açısından çok zengin olmasa da, kazılarda ortaya çıkartılmış sikke ve
çini kolleksiyonlarını görmek keyifliydi. |
||
![]() İmren Kasabı, İznik |
||
|
Yeşil
Camii ve İznik Arkeoloji Müzesi’nden sonra kale olarak inşa edilen İznik
şehrine giriş kapılarından biri olan Lefke Kapı’yı ziyaret ediyoruz.
Lefke Kapı’dan sonra, bu kadar tarihi eser yeter, aç ayı oynamaz deyip, Kayı’nın övüp de bitiremediği İmren Köftecisi’ne gidiyoruz. Kayı biraz şaşırıyor, nitekim bir önceki gelişinde daha salaş olan yer, modern bir köfte sarayına dönüşmüş. Ancak yemekler ve tatlılar lezzetlerinden bir şey kaybetmemişler. Hep birlikte 1.5kg köfteyi iç ediyoruz. Tabi Kayı ve ben 1kg kadarını, kızlar da 500gr kadarını. Yemekten sonra gelen ekmek kadayıfı ise enfesti. Üzerinde yaklaşık 500gr kaymak vardı. İnanılmaz! Bütün bunları yedikten ve içtikten sonra sadece 56TL hesap vermek ise en inanılmazı. Patron Çağla, Multinet kartıyla hesabı ödüyor. Tabi çaylarımızı ve kahvelerimizi içmeyi de ihmal etmiyoruz, Kayı da içiyor :). |
||
![]() Kaymağa dikkat |
||
|
Saat Kulesi by Kayı |
||
|
Saat 15:30 gibi
İznik’ten çıkıp Yenişehir’e doğru yola koyuluyoruz. Yol 20km kadar
iniş çıkışlı ve virajlı ama ekipmanları yeniden giymeye de değmiyor
diyebilirim. Yenişehir ufak bir kasaba. Kasaba girişindeki saat kulesini
gördükten sonra, yörenin en önemli tarihi eserlerinden Şemaki Evi
Müzesi’ni ziyaret ediyoruz. Tabii fotoğraf çekmeye devam... Bu arada
Şemaki Evi’ni, yolda sorduğumuz yöre halkı tarafından çok da bilinmemesi
tuhaf geldi bana. Gerçi ben de Kayı sayesinde duydum ama en azından yöre
halkının bilmesi gerekirdi. Şemaki Evi, İran kültürüne göre yapılmış bir
konak. Evin sahipleri 1950’li yıllarda Kültür ve Turizm Bakanlığı’na evi
satmışlar, görülmeye değer bir yer. |
||
![]() Şemaki Evi |
||
|
Yenişehir’e toplamda
30-40 dakika ayırıyoruz ve fotoğraf çekiyoruz. Sonra da feribota
bineceğimiz, bugün göreceğimiz son şehir Mudanya’ya doğru yola
çıkıyoruz. Yenişehir-Mudanya yolu yer yer virajları, dağlık yapısı, önce
İznik gölü daha sonra da Gemlik Körfezi manzarası, doğası, ağaçları ile
harika bir sürüş yapabileceğiniz bir yol... Yolda bol bol durarak
fotoğraf çekiyoruz. |
||
![]() |
||
![]() |
||
|
Yaklaşık bir saatlik
seyahatimizden sonra saat 18:30'da Mudanya’ya varıyoruz. Gelir gelmez
Kayı’ya “Feribot kalabalık olmasın, bilet alsak mı?” diyorum, hiç oralı
olmuyor. “Biz motorcuyuz, hemen gireriz”. “Peki” diyorum, tecrübeli olan
sensin, bir bildiğin vardır. Hemen Mütareke Evi ve
Mütareke Anıtı'nı ziyaret ediyoruz. Mudanya sahilindeki ve paralel
caddelerdeki konakları ziyaret edip fotoğraflarını çekiyoruz. Bir süre
sonra günün yorgunluğu üzerimize çöküyor ve sahildeki Korsan Cafe’ye
sığınıyoruz. Çayların eşliğinde Didem’in yaptığı yolluk kurabiyelerini afiyetle
yiyoruz. |
||
|
Mütareke Evi by Kayı |
||
|
Feribotun kalkmasına
25 dakika kala ekipmanları giyip hareket ediyoruz ve limana varıyoruz. O
da ne: Son saniye insanı Kayı’nın direktifleri ve böbürlenmesi boşa
çıkıyor, bizi feribota almıyorlar. Kayı hala umursamaz tavırlarla “Olsun
Yalova’ya süreriz” diyor. “Tabi, tabi” diyorum, gece vakti sürüş
yapacağız hem de artçılarla. Biraz tehlikeli ve kızlar açısından çok
yorucu buluyorum. Hemen liman amirinin odasına gidip duruma el
koyuyorum. “Tamam” diyor,
“Alacağım sizi gemiye”. Kayı’yı yanıma yaklaştımıyorum bile, en son
Kastamonu’da polislere saldırma teşebbüsünü hatırlıyorum :).
Alttan almayı pek sevmiyor,
özellikle haklı olduğunu düşündüğü konularda. En son gelmek ve trafik
ihlali yapmak nasıl bir haklılıksa. Neyse feribota son
saniyede biniyoruz ve 1.5 saatlik yolculuğun ardından Yenikapı’ya
varıyoruz. Eminönü-Beşiktaş istikameti üzerinden sağ sağlim evimize
varıyoruz. Başta bu geziyi
organize eden Kayı’ya, geziye katılan ve bizi yalnız bırakmayan
artçılarımız Çağla ve Didem’e ve son olarak bizi feribota alan liman
amirine teşekkür ediyorum. Umarım herkes benim gibi çok keyifli bir gün
geçirmiştir. Nice birlikte sürüşlere... |
||
|
Bu yazıyı beğendiyseniz buyrun paylaşın. Share | ||
| Yayın Tarihi: 18 Ağustos 2009 |
Copyright ©
Kayıhan Zeybek
Her hakkı saklıdır.Bu Sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak
gösterilmeden kullanılamaz.