Konuk Yazar |
||
| 2 Ağutos 2010 | ||
|
||
|
ANNE KARNINDA MÜZİK DENEYİMİ: THE CRANBERRIES İSTANBUL KONSERİ 22 TEMMUZ 2010 Bu konserin yapılacağı yazılı ve görsel medya aracılığıyla duyurulmaya başlandığında, nedense bu konser ile ilgili olarak çok heyecanlanmadım. Yapılacak konser haberinin beni heyecanlandırmamasının en önemli sebebi, grubun 2001 yılından beri, solisti Dolores O’Riordan çıkardığı 2 solo albüm ve grubun en iyi parçalarının yer aldığı 2 albüm (best of) dışında, geçen 9 yıl boyunca grup olarak albüm yapmamasının payı büyüktü. Konser haberlerini duyduğumda eşim Çağla’ya tereddüt içinde “The Cranberries geliyor, gideriz değil mi?” diye sordum. Onun hamile olması nedeniyle “zor olur, gidemeyebilirim” demesini beklerken, “kesin gideriz” cevabı beni biraz şaşırttı. İlk çocuğumuzun dünyaya gelmesini heyecan ile bekleyip günleri sayarken, konserde meydana gelebilecek olası kazalardan biraz endişe etmem oldukça normal, Çağla’nın bu durumda verdiği cevap ise bir o kadar anormaldi. Bu endişeler nedeniyle, bilet almayı uzunca bir süre erteledim. En son gittiğimiz Çeşme tatilinde, 18 Temmuz 2010 Pazar günü, Çağla’nın ısrarlı “biletleri ne zaman alıyorsun?” soruları üzerine, internet vasıtasıyla hiç de ucuz olmayan (adam başi 87TL) iki adet bilet edindim. Henüz 3 adet alamıyoruz, inşallah Kasım 2010 sonrasında :). Genelde konser biletlerinin açıklandığı tarihlerde alan, son dakika eylemlerine ve insanlarına (!) karşı biri olarak, bu bilet alma operasyonundan çok memnun kalmadım. “Bu sefer de varsın böyle olsun, The Cranberries iyidir, bizimle birlikte büyüyen bir grup, keyifli bir konser olur” diyerek konser gününü beklemeye başladım. Pazartesi günü Çeşme’den döndükten sonra, bileti satan internet sitesinden, konserin yapılacağı 22 Temmuz 2010 tarihinden önce biletlerimizi bastırmamızın uygun olacağını belirten iki-üç hatırlatma mesajı aldım. Konserde yaklaşık 5000 kişilik bir kalabalık olabileceği ve bu kalabalığın yüzde yirmisinin biletini bastırmaması hali düşünüldüğünde, bu hiç de kötü bir fikir değildi. Ben de bu tavsiyeye uyarak, konserden iki gün önce biletlerimi bastırdım. Artık 22 Temmuz 2010 Perşembe günü yapılacak konsere gidebilmek için bizim açımızdan her şey hazırdı. Geçen seneki Placebo konserinde olduğu gibi bu konserde de bir erteleme yaşanmamasını umarak Perşembe gününün gelmesini bekledik. Çağla ile henüz bir isim koyma konusunda mutabık kalamadığımız kızımız, daha doğmadan alternatif rock müzik ile tanışacaktı, bakalım beğenecek mi? |
||
|
||
|
The Cranberries’in esas ün kazanmasını sağlayan ise 1993 yılında Suede grubunu destekledikleri konser turları esnasındaki performanslarının, MTV’nin ilgisini çekmesi olmuş. İlk albümlerinden yayınladıkları “Linger” ve “Dreams” isimi parçalarıyla da o yıl listelerde yer bulmuşlar. |
||
|
|
||
|
2001 yılına kadar, 4 albüm daha çıkartmışlar (Merak edenler için Albüm ve Parça isimlerini yazının sonunda bulabilirsiniz). Tabii bizler de zaman içerisinde, bu albümler içerisinde zirveye çıkmış; "Zombie", "Ode to My Family", "Ridiculous Thoughts", "Salvation", "Free To Decide" ve "Promises" gibi parçaları ile tanışma fırsatı bulduk. 2003 yılının Eylül ayı grup için bir dönüm noktası olmuş; grup üyeleri solo kariyerlerine yöneleceklerini açıklamışlar. 2009 yılına kadar Solist Dolores iki, Noel Hogan ve Fergal Fawler birer albüm yayınlamışlar. 2009 yılının Kasım ayında tekrar bir araya gelerek Kuzey Amerika’da ve 2010 yılının başlarında da Avrupa’da konser vermeye başlamışlar. |
||
|
İnternette yaptığım araştırmalarda, The Cranberries’in tüm albümleri sadece Amerika’da 14,5 milyonun üzerinde, ilk albümleri ise yine Amerika’da 5 milyonun üzerinde satış rakamına ulaştığını öğrendim. Ayrıca çıkardıkları 5 albümün 4’ü Amerika Billboard 200 listesinde en çok satan 20 albümün içinde yer almış ve yine çıkardıkları 8 single, Amerika Modern Rock Tracks Listesinde ilk 20 içerisinde yer almış. The Cranberries hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenler, benim de yaptığım gibi http://www.cranberries.com ve http://en.wikipedia.org/wiki/The_Cranberries adreslerini ziyaret edebilirler. Konser Günü İş çıkışı Gebze kırsalından (!) Ümraniye’deki evime varıp, geçen konserlerde olduğu gibi spor aktivitelerini ektikten ve bireysel temizlik aktivitelerini yerine getirdikten, gün boyu üzerimde olan iş elbiselerinden kurtulduktan sonra konserde rahat edebileceğim bir şeyler giydim. Kendi kendime sürekli tekrar ettiğim “biletleri unutma-biletleri unutma” telkinlerinin faydasını, biletleri yanıma almayı unutmayarak gördüm. Tabii ki sadık dostum Veysel (Vespa-200GT) ile 30 dakikada Ümraniye’den, Çağla ile buluşacağımız Etiler’de yeni açılan Panino Giusto Restaurant’ına (http://www.pgip.com.tr/) saat 19.15 gibi vardım. Derken hanım da yakın olan ofisinden arabayla restauranta vardı. |
||
|
Ben, çeşitli peynirler ve cherry domatesler ile bezenmiş Bresaola ve Prosciutto soğuk tabağı ile acımı dindirmeye (!) çalışırken, bizim hanım da Minestrone ile ana yemek öncesi ısınma çalışmaları yapıyordu. |
||
|
Daha sonra, Çağla Toscano isimli et yemeğini, ben de 4 çeşitli peynirli pizza siparişi verdim. Lezzetli yemeklerimizi yerken, The Cranberries’in hangi parça ile sahne alacağı konusunda iddiaya girdik. Ben “promises”, Çağla ise “Animal Instict” olacağını tahmin etti, bakalım hangimizin tahmini doğru olacak. Yemek yediğimiz esnada, restaurant’ta görece daha sakin (!) the Cranberries parçalarının çalması da hoşumuza giden bir ayrıntıydı. Leziz yemeklerimizin köküne dara ektikten ve daha doğmamış minicik kızımızın anne karnındaki jimnastik hareketlerine şahit olduktan sonra araçlarımızı nereye park edelim diye fikir teatisinde bulunduk. Benim Veysel için özel bir önleme gerek yoktu, nerede bıraksan efendice dururdu:) ama Çağla’nın arabası için Ritz Otelinin otoparkında karar kıldık, zira konserin yapılacağı Maçka Küçük Çiftlik Park’ta park yeri bulmak oldukça zor olacağını tahmin ediyorduk. |
||
|
Veysel çapkınlık peşinde, kendisine kız arkadaş ayarlamaya çalışırken :) |
||
|
Yemek tek kelime ile kusursuzdu, hem başlangıçlar hem de ana yemekler harikaydı, böylece konser öncesindeki acımız (!), keyif dolu bir yemek ile son buldu. Hesabı ödedikten sonra, geldiğimiz gibi ben Veysel ile Çağla da arabası ile konserin yapılacağı Maçka Küçük Çiftlik Park’a doğru yola çıktı. Ben Veysel’i konserin giriş kapısının karşısındaki yüksek kaldırımın karşısına bırakıp, Çağla’nın arabasını park etmesini beklerken, konsere girebilmek için yaşanan keşmekeşi fotoğraflamaya başladım. Şahit olduğum, aslında alışık olduğumuz sıradan bir futbol maçına giriş görüntülerini andırıyordu. Dolmabahçe-Nişantaşı arasındaki Kadırgalar yokuşu üzerinde, İnönü stadının karşısından başlayıp, neredeyse Nişantaşı’na kadar uzanan ve oradan tekrar dönüp, konser alanı giriş gişesine kadar upuzun bir kuyruk vardı. Konser alanının giriş kapısı dahil oraya-buraya bırakılmış araçlar, konser girişi yiyecek-içecek satmaya çalışan seyyar satıcılar bu keşmekeşin baş rol oyuncularıydı. Aslında hiç yaşanmaması gereken bu keşmekeşte, organizasyonu düzenleyenlerin en önem vermesi gereken; güvenlik, rahatlık ve düzenin, o akşam Maçka Küçük Çiftlik Park’ın kapısına bile uğramadığı üzülerek gözlemledim. |
||
|
Konsere giriş keşmekeşinden bir kesit... |
||
|
Çağla’nın hamileliğinin 6 ayının devam ettiği bu günlerde, konsere girebilme karmaşasının bir parçası olmayı doğal olarak istemiyorduk ama bu isteğimizi nasıl eyleme geçirebileceğimiz konusunda bazı tereddütlerim vardı. Hemen konserin giriş kapsına doğru yönelip, kapıdaki görevlilere Çağla’nın durumunu izah ettik. Sağ olsunlar anlayışla karşılayıp hemen bizi içeri aldılar, böylece endişelerimizden arınarak ve upuzun giriş sırasında yorulmadan konser alanındaki yerimizi aldık. Tahmin edebileceğiniz gibi konser alanının en arkasında, The Cranberries’i rahatlıkla görebileceğimiz ve kalabalığın azaldığı bir yere konuşlandık. Bu konser, Maçka Küçük Çiftlik Park ile ilk kez tanışmamıza neden oldu. Mekan’ın internet sitesinde (http://www.kucukciftlikpark.com) 15.000 kişinin ayakta konseri izleyebileceği yazılmış. Ancak ben bu kadar çok kişinin aynı anda o alana rahatlıkla sığabileceğini pek zannetmiyorum. O akşam da tahminim 8.000–10.000 civarı kişinin bu konseri izlediği yönünde. Ama mekanın hakkını yememek gerekir, öncelikle bir çok konserin yapıldığı Turkcell Kuruçeşme Arena’ya (http://www.turkcellkurucesmearena.com) göre, başta araç park kapasitesi, içecek alınabilecek bar’ların sayısının fazla olması ve tuvalet kapasitesiyle ciddi bir fark attığını söyleyebilirim. Tabi T.K.Arena’ya deniz yolu ile ulaşım kolaylığı, İstanbullular için büyük bir nimet. |
||
|
Giriş kapısı hatırası... |
||
|
Biraz geç geldiğimiz için alt grup Malt’ın konserinin son parçasına, giriş kapsından kulak misafiri olduk. Yarım saat kadar konserin başlamasını bekledikten sonra The Cranberries, saat 21.10’da, 2001 yılında çıkardıkları son albüm Wake Up and Smell the Coffee’den “Analyze” ile sahne aldılar. Çağla da ben de yanılmıştık, hiç beklediğimiz bir parça değildi, ama güzel bir başlangıç parçası olduğunu ifade etmeliyim. Şarkı bittikten sonra solist Dolores, dersini çalışmış bir yabancı olarak, iki kıtayı birbirinden ayıran harika şehirde bir kez daha bulunmaktan ne kadar mutlu olduğunu ifade etti. Nehir-Boğaz tartışmalarına hiç girmedi:)) Daha önce de (5 Kasım 2002) İstanbul’a geldiklerini hatırlattı. Daha önceki konserlerinin Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde olduğunu hatırlatmamızda fayda var, hiç hoşlaşmadığım bir yer olduğunu belirtmek isterim. İyi ki yeni konser alanları için yatırımlar yapıldı da, Tüyap gibi fuar merkezlerinde yapılan konserlerden kurtulabildik. |
||
|
|
||
|
Hemen ardından, grubun en sevdiğim parçalarından birisi “Animal Instict” kulaklarımızın pasını aldı götürdü. Şarkı başlamadan önce, solist Dolores, bu şarkıyı oğluna adadığını hepimize anons etti, benim de aklıma daha doğmamış kızımız geldi bu kelimeleri duyduğumda. |
||
|
||
|
Soldaki resim 2009 yılı turnesinde çekilmiş, Sağda yer alan resim ise İstanbul Konserine ait. İstanbul konserinde Dolores’in kısa kollu bir kıyafet tercih etmemesinin bir sebebi de sağ kolundaki dövme olabilir, eğer öyleyse hassasiyet göstermesi büyük incelik |
||
|
Daha konser başlar başlamaz, gruptan yayılan enerjiden, gruptaki müzisyenlerin birlikte yaptıkları müziğe ne kadar aç ve bir o kadar da özlemiş olduklarını hissettim. Genelde durgun ve içine kapanık bir görüntü veren Dolores’in içi içine sığmıyordu, sahnenin bir köşesinden öbürüne koşturuyor, dans ediyor, zaman zaman gitar çalıyor, çalmayıp şarkı söylediği anlarda, muhteşem sesini bizimle paylaşmanın yanında, vücuduyla ritim tutuyor ve kendinden geçiyordu. Tabi seyirci de grubun bu iştahına alkışlarla ve şarkılarına eşlik ederek karşılık veriyordu. Ayrıca, özellikle belirtmem gerekir ki, Dolores’in muhteşem sesini ve tüm enstrümanların sesini sanki evde cd dinliyormuşçasına kaliteli bir şekilde duyabiliyorduk, bir insanın sesi bir kere olsun detone olmaz mı ya da şarkı söylediği 2 saat boyunca biraz olsun sesi kısılmaz mı? Hayır, kısılmazmış, hep birlikte buna şahit olduk. Daha konser başlayalı 30 dakika olmuştu ki; bir diğer parçasına başlamadan önce Dolores, havanın sıcaklığından bahsetti, Türkiye’yi kendi ülkesi İrlanda ile kıyaslayarak, sıcaklıkları yaşamak yerine ülkesinde sürekli yağmur yağdığını belirtti ve en ön sıralardaki dinleyicilere su dökerek onları serinletmeyi de ihmal etmedi. |
||
|
|
||
|
Konserin devam ettiği yaklaşık 1.5 saat içerisinde, dinlemek istediğimiz tüm parçaları gruptan dinlediğimiz söyleyebilirim, bunlar arasında hatırlayabildiklerim; “Linger”, “Dreams”, "Zombie", "Ode to My Family", "Ridiculous Thoughts", "Salvation", "Free To Decide", “Just My Imagination”, “I'm Still Remembering” gibi parçalar vardı. Ayrıca Dolores’in bir arkadaşlarına adadığını ifade ettiği “Yeat’s Grave” isimli parçalarını da çaldılar. Ayrıca 1.5 saat boyunca hiç ara vermediler. Saat 10.30 gibi seyircilere veda ederek konserlerini artık bitirdiklerini ilan etmeleri ile birlikte inanılmaz bir ıslık ve alkış sesi karışımı gürültü ortalığı kapladı. Onlar da yazılı ve görsel medyanın çok sevdiği terim “bis”i fazla uzatmayarak geri dönüp, 4 şarkı daha söylediler. Yerinde duramayan Dolores’in fırsattan faydalanıp, terden sırılsıklam olduğunu tahmin ettiğim kıyafetini değiştirdiği belirtmem gerekir. |
||
|
Kaynak: http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=38105&p=2&rid=2 Bis sonrası kıyafet değişikliği yapan Dolores, 4 şarkı daha söyledi. |
||
|
The Cranberries daha dönmeden, Çağla’nın konserin bitimindeki eziyeti yaşamaması için çıkmasının iyi olacağını söyledim. O da geri kalan parçaları dinlemek istemesine rağmen söylediklerime hak vererek, arabasını park ettiği yere doğru yürümeye başladı. Gitmeden önce, henüz doğmamış kızımızın konser boyunca her zaman yaptığı ana karnındaki jimnastik hareketlerini yapmadığını söyledi, ben de bunu müzikten hoşlandığına yordum, güldük… Ben de konserin son parçası “Promises”ı, çıkış kapısının önünde dinleyerek, keyif dolu geceye veda etmeye hazırlandım. Bu akşamki muhteşem canlı performansa şahitlik eden seyircilerin, çıkışta su ve yiyecek satan seyyar satıcılarla karşılaşması oldukça ilginçti, zira, biran önce evlerine gitmeyi bekleyen seyircilerin, seyyar satıcı barajı ile karşılaşması, organizasyonun yetersizliğinin bir kanıtıydı adeta. Çıkıştaki insan-seyyar satıcı karmaşasına, araba, minibüs ve dolmuş karmaşası eşlik etti. Ben en yakın arkadaşım Veysel ile karmaşayı bir an önce terk ettim ve keyifli dolu akşamın, trafik gibi önemsiz bir ayrıntıyla(!) mahvolmasına müsaade etmedim. Haydi The Canberries bizi yeni albümlerinden ve konserlerinden mahrum etme, sadece bir konser ile olmaz, bir başka konserde buluşabilmek dileğiyle… |
||
|
|
||
|
The Cranberries Albümleri
1-Everybody Else Is Doing It, So Why Can't We? (1993)
2-No Need to Argue (1994)
3-To the Faithful Departed (1996)
4-Bury the Hatchet (1999)
5-Wake Up and Smell the Coffee (2001)
|
||
|
Share | |
||
|
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız. |
Copyright
©
Kayıhan Zeybek.
Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki
fotoğraf
ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.