|
Caferağa, 1 Şubat 2009 |
||||
|
||||
|
3 ay içerisinde vücudunun çeşitli yerlerinde 2 operasyon, 1 fizik tedavi rehabilitasyonu gören, 1 fizik tedavi rehabilitasyonu için gün sayan Saçsız Yoncimik Selçuk ve yine ciddi bir sakatlık yaşayan SS (Sirrus Serkan)'ın da maça gelmeleriyle neşelendik. 2008'in başlarında dizinden operasyon geçiren Bora'nın son dakika satışıyla ise "yine mi Guard'siz oynayacagiz yav" derken, Amerika'dan gelen transferimiz Özmıhçı Bros'ın büyüğü Burak'ın sağlıklı bir şekilde aramıza katılmasıyla biz guard oynamaya çalışanlar (Volkan, Burçin, Alp, Berke) bir ohhh dedik.
Daha ısınmaya çıkarken, tesadüfen son iki resmi maçımızda hakem olarak görev alan çocukluk arkadaşım Vedat Hoca'ya "seninle maç kaybetmiyoruz hocam" şeklinde yavşamamı, Kayıhan'ın hafiften kikirdemesinden, aramızda konuşulanları duyduğu izlenimine vardım. 2 senedir birlikte çalıştığımız Hoca'nın bu sezon oynanan 3 resmi maçta değiştirmediği veteranlar 5'inden, veteran olmayan Harun'un "nişan durumu" nedeniyle kafa izni almasıyla (nişan maçtan bir gün önce şehir dışındaydı), gerçek veteran Kayıhan'ın katılımıyla, Burçin-Volkan-Emrah-Kayıhan-Alp ilk beşi ile sahaya çıktık. Daha ilk beşlerin sahaya çıkmasıyla, Lise'nin çok genç ve tecrübesiz gözüken kadrosunda tek bir uzun oyuncunun olduğu ortaya çıktı. Takımın en yaşlı veteranı Alp'in (bendeniz) maç başlarken yapılan hava atışına çıkma ısrarlarını kıramayan genç Emrah'ın "üzülmesin, yazık kendini genç ve uzun oyuncu zannediyor" bakışlarıyla maça başladık. Maç karşılıklı basketlerle başladı ve 5. dakika bitmek üzereyken 13-10 Yoncimik'lerin üstünlüğü ile geçildi. İki takımda birbirini deniyor, olası skorerleri durdurmaya çalışıyordu. Zaman geçtikçe "Lise"de, iyi diye sınıflandırabileceğimiz, skorer bir oyuncu olmadığı ortaya çıktı. Modaspor maçından farklı olarak, ilk periyodun son 2 dakikasına kadar hiç oyuncu değiştirmeden oynadık ve daha çok içeriden oynamaya gayret göstererek, ilk periyodu 12 sayı fark ile tamamladık. Modaspor maçından farklı derken, iyi yönde bir farkı işaret etmek isterim, o maçta sahaya çıkan ilk beş, sahada aralıksız 20 dakika, iyi niyetli bir şekilde, yarı saha presli, adam adama oynamaya çalışmıştı. Çalışmıştı diyorum çünkü mevcut antreman tempomuzla (haftada 1 kez) 20 dakikayı kesintisiz pres ile oynayabilecek bir oyuncunun olamaması gayet normal, takımın da bu savunmayı hatasız bir şekilde, dört dörtlük gerçekleştirmesini beklemek de ütopik bir düşüncedir. 2. periyoda hocanın yine harika "buluş"larından biriyle başladık. "Buluş" diyorum çünkü bugüne kadar hiçbir takımın aynı anda ısınmamış 4 ya da 5 oyuncuyu değiştirdiğini görmedim. Kayıhan'ın dışındaki 4 oyuncu, takımdaki tüm genç Yoncimikler (Arcan, Doruk, Berke) ve gerçek guard'ımız Burak ile değişti. Kıymetli hocamızın bu maçtaki değişikliğe benzer şekilde, Modaspor maçının 3. periyodunun başında yaptığı, o ana kadar hiç oynamamış 5 oyuncusunu, o ana kadar hep oynamış 5 oyuncusuyla değiştirmesi sonuncunda, az daha Modaspor maçını veriyorduk. Çok şükür bu değişikliği 2. periyodun başında yaptı. Bir koç neden 5 oyuncusunu, o an için ısınmamış, diğer 5 oyuncusuyla değiştirir anlamış değilim; ya çıkan oyuncular çok kötü ya girenler çok iyi, ya da koçta iş yok takımı doğru seçemiyor, veyahut oyuncuları arasında sevmedikleri var ısınmadan oyuna alarak sakatlanmalarını istiyor... Neyse oynayan herkes arkadaşımız ve herkesin birbirine yakın zamanlar almasını istediğimiz için kimse itiraz etmiyor bu kararlara. Genelde birbirimize bakarak sessizce protesto ediyoruz, saygı gereği. Tabi içimizde yeterince süre alamamasını, maç esnasında ipod dinleyerek, ya da devre arasında koçun yaptığı konuşmalar esnasında, yüksek sesle telefon görüşmesi yaparak protesto edenler de var ama, o ayrı hikaye... Gençliğine vermek lazım. Nitekim yeni giren genç yoncimikler, tempolarıyla ve mücadeleleriyle, Lise'nin tecrübesiz gençlerini yıldırdılar ve ilk yarı ciddi bir fark ile tamamlandı: 52-24. İlk yarının skorunu dikkate alan kıymetli koçumuz, soyunma odasına bile gitmeye gerek görmedi. Bizler de ikinci yarıya ısınmak için direk şut atmaya ve ısınmak için gittiğimiz potanın yakınında oturan sakat Yoncimikler Selçuk ve Serkan ile muhabbete gidiyoruz. Bu arada Selçuk'un saçlı arkadaşlarımıza sataşması ve kıskançlığını dışa vurması gözden kaçmıyor. Hatta geçirdiği onca operasyondan sonra alçılı ayağı ile saha kenarından şut atmaya çalışması biraz da yüreğimizi burkuyor. İkinci yarıya maça başlayan 5 ile başlıyoruz. 2 periyotta başlayan yüksek tempoyu sürdürerek, sık sık oyuncu değişiklikleri yaparak ve herkesin maçtan keyif almasını sağlayacak biçimde maçı 89-45 tamamlıyoruz. Diğer taraftan son 1.30 dakikada Emrah'ın çok büyük isteğine rağmen maçı 84-42 ya da 88-44 bitiremiyoruz. Buradan Emrah'ın simetri konusundaki hassasiyetine şahit oluyoruz ve diğer maçların aksine ilk defa skor ile eğleniyoruz: "2 sezondur hiç bu kadar rahat maç oynamamıştık!", "bu da güzelmiş beah!" diyoruz. Hatta şımarıp "kendimizi sıksak, 100'de yapardık!" diyoruz. Maç içerisinde, Emrah'ın Cumartesi akşamından kalma olmadığını, attığı 10 sayıdan anladık. Daha önceki Pazar maçlarında 20-25 sayı ortalamasıyla oynuyordu. Kayıhan'ın topu tutmayı sevmediğini elinden kaçırdığı toplardan anladık, maçtan önce 8 porsiyon mantının iyi gelmediğine onu inandırmaya çalıştık. Genç Arcan ise ofsayt fast-break taktiğinin de katkısıyla attığı 20 sayı ile takımın en skoreriydi. Burak attığı uzun paslar, topun herkesin eline deyecek biçimde çevirmeye çalışmasıyla ve temposuyla, o Amerika'dayken özlediğimiz basketbol iştahını bizimle paylaştı. Veteranlar ne yaptı derseniz, eh işte takıldılar, ayaklarına buz tuttular, "ah, uh, oram buram" diye sızlandılar. Sonuçta, kendimizi aşırı yormadan ve sakatlanmadan ama belli bir disiplin içerisinde mücadele ederek kazandığımız bir maçı geride bıraktık. Hocayı ise 4'e 4 ve 5'e 5 oyuncu değişiklikleri yapabildiği, uzunsuz bir takıma karşı aynı anda 5 kısa oyuncu oynatabildiği, guard-forward Volkan'ı 5 numara (pivot) oynatmayı denediği için Allah'a havale ediyoruz. Yonca "Lise"yi kolay bitirdi! Darısı "Deniz Lisesi" öğrencilerinin oynadığı Deniz(lisesi) Gücü'ne. "Lise" iki kez bitirilmez ki diyeceksiniz, biz de dışarıdan bitiririz! |
||||
|
Haber Tarihi: 03 02 2009 |