|
|
12-13 Temmuz'da geçen sene planladığım Valla Kanyonu
gezisini gerçekleştirdim. Ben geziyi dört gün olarak düşünmüştüm. İşin
içinde Kastomunu, İnebolu ve Sinop da vardı. Fakat diğer arkadaşların iş
durumları nedeniyle Kastomonu ve Sinop bir başka geziye kaldı. |
|
|
|
Hava biraz serin, trafik ise yoğundu. Sapanca'dan sonra trafik azaldı, güneş de yükselince içim ısındı. Akyazı girişinden hemen önce Berceste Tesislerinde kahvaltımızı yapıp yol için enerji depoladık. Ben de tekrar lens operasyonuna giriştim ama yine başarısız oldum. Kızıp sağ gözümdeki lensi de çıkarıp emektar gözlüklerimi taktım. Tekrar yola koyuluyoruz, Bolu Dağı tünelini geçip Yeniçağa kavşağında otobandan ayrıldık. |
|
|
|
Yeniçağa - Devrek yolu motosikletler için oldukça
eğlenceli bir yol. Benzin takviyesi yapıp aşçı diyarı Mengen'e doğru gaz
açıyoruz. Burayı geçtikten sonra baston diyarı Devrek'te Uygar ile beni
polis durduruyor. Herhalde damsız motorcuyu ilçeye almıyorlar diye
aramızda şakalaşıyoruz. Selçuk ilerdeki kavşakta bizi bekliyor. Polis,
rutin ehliyet- ruhsat kontrolünden sonra bizi salıyor. İlerde bekleyen
Selçuk ile buluşup tekrar yola koyuluyoruz. Fakat bir karışıklık yaşayıp
rotamızdan çıkmışız, Perşembe yerine Yenice yoluna giriyoruz. Olayı
farkettiğimizde geri dönmeyip Safranbolu üzerinden devam etme kararı
alıyoruz. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Toprak yoldan sonra yeni yapılmış yola çıktık. Yeni
yapılmış derken bizim memlekete özel, zift üzeri mıcır yol kasdettiğim.
Bu teknikten ne zaman vazgeçeceğiz bilemiyorum. Özellikle yeni atılmış
mıcır, virajlarda her motorcunun korkulu rüyasıdır. Düşünün hızla viraja
girip motoru yatırmışsınız ama yol mıcırlı. Ben gaz kesip temkinli
devam ediyorum. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yine manzaralı yollara çıkmıştık. Küre Dağlarına yaklaşırken doğa da değişmeye başlamıştı. Fakat yolda bizi tatsız bir sürpriz bekliyordu. Eflani öncesi yol önce toprağa döndü, sonra da çok yeni dökülmüş ziftin içine girdik. Muhtemelen bir saat falan olmuştur döküleli, çünkü hala sıvı şekildeydi. Motorlar, üstümüz, başımız zift oldu. Sonra yol tekrar toprağa döndü. Böylece motorlar zift ve toprak karışımı ile macunla kaplandı. Ben bu şekilde yol yapan zihniyete... İnsan en azından yolun yarısına zift döker, o tamam olunca diğer yarısına... |
|
|
|
Sonunda Küre Dağları Milli Parkı'na giriş yapıyoruz. Yol yer yer stabilize yer yer toprak. Manzara ise her daim muhteşem. Kaskı aralıyorum ve mis gibi orman havasını ciğerlerime çekiyorum. Kulağımda güzel melodiler eşiliğinde, manzaraya bakarak salına salına yol alıyorum. |
|
|
|
Gelelim ansiklopedik bilgiye.
Doğal Hayatı Koruma (WWF) tarafından Avrupa'nın en önemli doğal kalmış
ormanlarından sayılıyor. Ben de bilgileri WWF Türkiye sayfasından
aktarıyorum: KDMP’da oluşan aşınım yüzeyleri, ‘karstik’ yüzey şekillerinin olağandışı örneklerini yaratmıştır. Kanyonlar, mağaralar, dolinler, şelalelerden,vb oluşan yüzey şekilleri ile karışık ormanlardan oluşan bitki örtüsü eşsiz doğal peyzajlar ortaya koymaktadır. Çok sayıdaki kanyonların en büyüğü olan Valla Kanyonu 12 km’lik uzunluğu ve 1,200 m’yi aşan dik duvarları ile dünyadaki en büyük örnekleri arasındadır. Ilgarini başta olmak üzere çok sayıda irili ufaklı mağara da görenleri hayrete düşürecek niteliktedir. Su, bu peyzajın oluşumunda önemli bir rol oynamaktadır. Alanı drene eden başlıca akarsular (Devrekani, Şehriban/Aydos, Ulus, Arıt) Karadeniz’e doğru yol alırken Milli Park içinden geçer. Diğer benzer örnekleri, Toros Dağları ve Dalmaçya Kıyılarında bulunan karstik alanlar genellikle bitki örtüsü bakımından zayıftır. Ancak, Küre Dağları, tipik karstik özelliklerinin yanısıra, nemli iklimi sayesinde daha gür ormanlarla kaplıdır. KDMP’nın kolay erişime olanak vermediği için görece iyi korunagelmiş ve benzerlerine uluslararası düzeyde ender rastlanan karstik ekosistemleri doğa koruma açısından önemlidir. WWF’ye göre alan, Avrupa’da elde kalan doğal ormanların en güzel ve en yabanıl örneklerinden birini temsil etmektedir. Canlılar için uygun doğal yaşamalanı (ormanlar, sarp kayalıklar, akarsular, çayırlıklar, vs) çeşitliliği, bitki ve hayvan türlerinin zengin kompozisyonu, yaşlı ağaçlar, nadir türler bunun en önemli kanıtlarıdır. |
|
|
FloraYörede varlığı bilinen 675 bitki taksonundan, 109’u ‘Endemik’ (E) ve 49 tanesi ‘Nadir’ (R)’dir. Toplam 47 ‘Tehlike Altında’ki (EN) taksondan 2 tanesi ‘Küresel’, 33 tanesi ‘Avrupa’ ve 12 tanesi ‘Ulusal’ düzeyde tehlike altındadır. ‘Az Tehdit Altında’ (LR) olan 58 taksonun 3 tanesi ‘koruma önlemi gerektiren’ (cd), 3 tanesi ‘tehdit altına girebilir’ (nt) ve 52 tanesi ‘en az endişe verici’ (lc) durumundadır. 2 tane Bern türü bulunmaktadır. Alanda bulunan ve Bern Sözleşmesi (Avrupa Yaban Hayatı ve Doğal Yaşam Ortamlarının Korunması Sözleşmesi) listesinde yer alan Tehlike Altındaki habitatlar: 41.1E1 – B.Karadeniz kayın ormanları, 41.2C – GD Avrupa meşe-gürgen ormanları, 41.47 – Öksin akarsu yatağı ormanları, 41.7B12 – İç Karadeniz meşe ormanları, 42.1722 – Karadeniz şimşir-Uludağ göknarı ormanları, 42.1723 – B. Karadeniz öksin kayın-Uludağ göknarı orm 42.5F11 – B. Karadeniz öksin sarıçam ormanları, 42.66413 – Karadeniz karaçam ormanları
FaunaTürkiye’nin 132 memeli türünden 40’ı bölgede yaşamaktadır. Bu türler, vaşak, susamuru, geyik ve karaca gibi tehlike altındaki hayvanları da içermektedir. Alanda ayrıca, 38 familyaya mensup ve 46’sı tehdit altında olan 129 kuş türü kaydedilmiştir.Eldeki sınırlı bilgilerin dışında, alanın faunası (örneğin sürüngen ve amfibyenler) yeterince bilinmemektedir. Kaynak: http://www.wwf.org.tr/wwf-tuerkiye-hakkinda/nerede-calisiyoruz/kuere-daglari/ |
|
|
|
Pınarbaşı'na ulaşınca Selçuk konaklayacağımız Park Ilıca tesislerini aradı. 15-20 dakikalık yolumuz kalmış. Selçuk ve Uygar önden gittiler. Ben durup fotoğraf çekiyordum. Tabelalar hedefe yaklaştığımı söylüyordu. Ilıca köprüsünü geçince durdum. Sağ taraftan yol Ilıca Şelalesi'ne gidiyordu. Cep telefonu ile Selçuk'u aramaya çalıştım ama selocanlar buraya gelememişler. Vodafone hattım da çekmiyordu. Derken karşısında durduğum caminin penceresi açıldı ve müezzin mi imam mı olduğunu anlayamadığım kişi bana bu bölgede cep telefonlarının çalışmadığını söyledi. Ben de ona Park Ilıcayı sordum. Köprüden önce hemen sağdaymış. Teşekkür edip geri döndüm ve tesise giriş yaptım. |
|
|
|
Park Ilıca tesisleri bungalowlardan oluşan şirin bir yer. Odama yerleşip üstümü başımı değiştirdim. Her yerimden zift dökülüyordu. Botumun içine kadar zift girmişti. Elimi yüzümü yıkayıp Bukefalos'un yanına gittim. Canon 40D ve GPS cihazımı yanıma aldıktan sonra Selçuk ve Aslı ile şelalenin orada buluşmak üzere sözleştik. Selçuk 500m lik mesafeyi yürümek istemediği için motorla gidecekti. Ben yürüye yürüye bir yandan da fotoğraf çekerek şelaleye doğru yola koyuldum. Bir yerden sonra yol patikaya döndü. Aşağıya doğru uzun ince bir patika gidiyordu. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Patika aşağıya indikçe daralmaya başladı. Bir yerden sonra da kayaların içinde kayboldu. Yolda Aslı ile Selçuk'u yakaladım. Artık keçi misali kayadan kayaya atlayarak ilerliyorduk. Derken şelalenin sesini duyduk; az sonra da kendisini gördük. Yaklaşık 15 metreden bir gölcüğe akıyordu. Bir süre durup bu güzel manzarayı seyrettik. Önce Aslı sonra da Selçuk ayaklarını suya soktular. Dediklerine göre su buz gibiymiş. Ben terlikle gelmediğimden sadece fotoğraf çekmekle yetindim. Ertesi gün sabahtan mayolarımızı giyer, yüzeriz diye kararlaştırdık. Biz şelalenin kenarında vakit geçirirken Uygar da geldi. Cep telefonunun çektiği bir yer arayıp bulmuş, ondan geç kalmış. O da ayaklarını suya sokuyor. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Şelalenin yanından ayrılıp geldiğimiz patikadan sağa sapınca Horma Kanyonu patikasına girdik. Bir yandan da acaba buralarda Kırım Kongo Kanamalı Kenesi var mıdır diye geyik yapıyorduk. Geyik demişken çevrede geyikler de varmış ama biz göremedik. Patika sürekli yukarı çıkıyordu. Bir noktaya gelince Selçuk şelalenin sesini duydu. "Aynı yere gidiyor burası galiba" dedi ve durdu. Ben tabelada yazıyı gördüğüm için doğru yolda olduğumuzu düşündüğümden onlara oldukları yerde durmalarını söyledim. Ben hızlanarak 50-60 metre gitmiştim ki aniden önüme çıkan dik bir yardan aşağıdaki manzara karşıma çıktı. |
|
|
|
|
|
Seslenip onları da çağırdım. Evet şelaleye gelmiştik ama epey bir üzerine. Şelalenin döküldüğü yerin üzerindeydik. Biraz daha gidince Kanyonun ağzında bulduk kendimizi. Suyu izlersek bir kaç kilometre sonra diğer taraftan çıkabiliyormuşuz ama biz de ne rehber ne de ekipman var. Kanyonun ağzında vakit geçirip manzaranın keyfine bakıyoruz. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Fotoğraf ve video çekimlerinin ardından geldiğimiz yoldan tesislere geri döndük. Akşam güneşi, tesisleri ve Horma Kanyonu'nu okşuyordu. Yemek için tesise haber verdik. Bizim için mangal yapacaklardı. Biz de yemeğimizi beklerken fotoğraf çektik. Çiftiliğin bir köpeği, iki kedisi, iki de kazı var. Kazlar Aslı'yı kovalayınca komik sahneler ortaya çıktı ama o anı ne yazık ki fotoğraflayamadım. Bir yandan da işletmecilerle sohbet ediyorduk. Geçen sene kalabalık bir motor grubu gelmiş buraya. Dört gün kadar kalmışlar. Sanırım EMOK gelmişti buraya. Bu sene kene olaylarından ötürü pek gelen giden yokmuş. Burada kene olmadığını iddia ediyorlardı. Orasını bilemeyeceğim; ben de kene görmedim ama sanırım pire vardı :). |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yemekten sonra dışarda biraz sohbet etmek istedik ama sivrisinekler rahat bırakmadı. Biz de lokal gibi olan yere geçip King oynadık. Bir yerde yanlışlık oldu, fazladan bir el koz oyunu oynanınca Aslı hariç herkes çıktı. Oyundan sonra odalarımıza çekildik. Yarın uzun ve zorlu bir gün bizi bekliyordu. Duşumu aldıktan sonra yorganı kafama çekip, (geceleri sıcaklık 10 dereceye düşüyor) derin bir uykuya daldım. |
|
|
|
Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın. |
|
Yayın Tarihi: 15 Temmuz 2008 |
Copyright
©
Kayıhan Zeybek. |