|
|
|
Frankfurt Otomobil Fuarını ve Frankfurt'u gezip Tuğrul'u İstanbul'a yolladıktan sonra kalanlar Bremen'e döndük. Selçuk da Pazar günü İstanbul'a dönüyordu. Onu Hannover havalimanına bırakacaktık. Serengeti Park da Bremen Hannover yolunun tam ortasındaymış. Program belli olmuştu. Serengeti Park'a gidecektik oradan da Selçuk'u Hannover'den İstanbul'a yolculayacaktık. Güneşli bir Pazar sabahı yola koyulduk. Nermin yanımıza havuç vermişti. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuktan sonra parkın kapılarına dayandık. Bizi uzun bir kuyruk bekliyordu. Aşağıdaki resimde görülen siyah Golf bizim otomobil. Yanında yürüyen de korumamız Ahmet. Bizi olası vahşi hayvan saldırılarından koruyacak. |
|
Kara Golf ve Yakın Korumamız
|
|
Serengeti Park Girişi
|
|
Biraz parkın özelliklerini anlatayım size. Park oldukça büyük. Ya otomobiliniz ya da safari otobüsüyle parkı geziyorsunuz. Bazı hayvanları elinizle besleyebiliyorsunuz. Eskiden bazı yerlerde otomobilden inip hayvanları sevmenize de izin veriyorlarmış ama artık araçtan inmek yasak. Hatta aslan gibi tehlikeli hayvanların olduğu bölümlerde camları aralamak bile yasak. Biz yurdum insanı olarak aslanların fotoğrafını daha net çekmek amacıyla camı araladığımızda, kuleden bir uyarı ikazı aldık. Hemen plakayı söyleyip uyarıda bulunuyorlar. Ayrıca parkın devriye araçlarıyla da sürekli kontrol var. |
|
Sunrooftan bir bakayım hele havuç var mı?
|
|
Parka girer girmez sizi zürafalar karşılıyor. Bu zarif hayvanlar salına salına kendilerine yiyecek veren araçların arasında geziyorlar. Ben hem kamerayı hem de fotoğraf makinesini kullanıyordum. Baktım ikisi birden olmuyor fotoğraf makinesini Selçuk'a verdim. Bu arada da yavru zürafaya ellerimle havuç yedirdim. Sonra da Ahmet'in yavru zürafayı maymun edişini videoya aldım. Adam havucu dondurma gibi yalatıyor ama ısırmasına izin vermiyordu. |
|
Beslenme saati
|
|
Zürafalardan sonra antilopları ve devekuşlarını gördük. Burada parkın ilk kısmı bitiyordu. Parkı çeşitli alanlara bölmüşler. Afrika, Asya, Avustralya, Amerika.. gibi. Örneğin ilk bölüm Afrika'ydı ve orada yaşayan hayvanlar yer alıyordu. Aslan da Afrikalı ama onun bölümü özel. Bölüm aralarında ise hayvanların diğer bölümlere geçmesini engellemek için çitler ve yerde dönen silindirler var. Araçlar silindirlerin üzerinden geçebiliyor ama hayvanlar geçemiyor. |
|
Antiloplar
|
|
Deve kuşları
|
|
Kimi navigasyon yapar kimi fotoğraf çeker
|
|
Hayvanlar elle beslenmeye o kadar çok alışmışlar ki kafalarını araçların camlarından içeri sokmaktan çekinmiyorlar. hatta bazıları epey yüzsüzlük yapıyor. Ben camdan sarkıp video çekimi yaparken bir eşek popomun tadına bakmak istedi. Volkan'a gazla diye bağırdı. Epey bir müddet yanımızda koştu. Bir an popomu kıtlayacağını düşündüm. Tabi arabanın içindekiler koptular. Popo demişken Can Yücel'i de anmadan geçemedim.
Yazılarında "göt" kelimesini açık açık
kullandığı için mahkemeye verilen Can Yücel, mahkemedeki sözlü savunmasını
"Ne diyeyim hakim bey. Bizim köyde göte göt derler" diye bitirir, ancak
öncesinde bir de fıkra anlatır mahkemede:
Bir köyde ateşli bir hasta
vardır. Köylüler hastayı kasabaya doktora getirir. Koca devletin koca
doktoruna. Doktor hastaya fitil verir ve köye döner dönmez hastaya fitili
anüsten vermelerini söyler. Köylüler "Tamam doktor bey" deyip köye giderler.
Köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir
bilmez. Bu nedenle bir türlü ilacı da veremezler hastaya. Hastanın durumu da
gitgide kötüleşmektedir. Bunun üzerine köylü, doktora, koca devletin koca
doktoruna, telefon etmeye karar verir ama kimse buna yanaşmaz. Ne cüret di
mi doktoru arayacak bir köylü. Neyse durumun vahameti üzerine muhtar aramayı
kabul eder. Bütün köylü toplanır santrale, muhtar arar, "Biz ne yapacağımızı
bilemedik doktor bey" falan der. Karşıdan doktor bir şeyler söyler. Muhtar
teşekkür edip telefonu kapatır döner arkasına: "Makattan verin dedi doktor"
der. Yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar
falan, ama makat ne bilen yoktur yine. Hasta ise gitti gidecek, ateşler
içinde kıvranıyor. İhtiyar meclisi toplanır. Doktorun bir kez daha
aranmasına karar verilir. Yine kimse aramak istemez doktoru. nihayetinde
biri kandırılır, telefonun başına geçer, bir yandan da söylenmektedir: "Çok
kızacak doktor bey çok!" diye. Sonunda telefonu açar, durumu anlatır, doktor
bir şeyler söyler yine. Telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasını
döner: "Gördünüz mü ben size söylemiştim çok kızacak diye; götüne sokun
dedi". (C. Yücel bu
davadan beraat etmiştir.) |
|
Midilliler çok şirindi
|
|
Küçüktüm ufacıktım top oynadım acıktım. Buldum yerde bir erik, kaptı bir alageyik.
|
|
Derken Amerika'ya giriş yaptık. Kuzey ve Güney Amerika'ya has hayvanlar bu bölümde yer alıyordu. Ben lamanın birine şeker verdim. Zaten o sırada camın dışındaydım. Vermesem suratıma tükürürdü. Lamalardan sonra ise bufalolar vardı. Ben çoktan otomobilin içine girmiştim. Ahmet bufaloları çok beğendi. Bufalolardan sonra ise benim en sevdiğim kedi cinsi olan leoparları gördük. Çok zarif hayvanlar. Bunlar çok çevik olduklarından tel örgülerin arkasında duruyorlar. |
|
Lamalar
|
|
Bufalolar
|
|
Leopar
|
|
Ne bakıyorsun birader. Tanıyamadın mı?
|
|
Kuyruğu çekene benden bir yüzlük çalışır
|
| Amerika'dan sonra Asya'ya giriş yaptık. Bufaloların Asyalı akrabaları olan yaklar karşıladı bizi. |
|
Yaklar: Vasati 6
|
|
Geyik
|
|
Derken merakla beklediğimiz an geldi. İşte aslanları bölümündeydik. İhtiyar erkek aslanın çok korkutucu bir yüzü vardı. Canlı görünce insan ne kadar heybetli olduklarını daha iyi anlıyor. Ormanda bunlardan biriyle burun buruna geldiğimi düşünemiyorum. Harem de yan tarafta miskin miskin takılıyordu. Zaten bu kedilerin cümlesi uykuya bayılır. Aslanlardan sonra kaplanları gördük. Onlar da yerlerine uzanmış dinleniyorlardı. |
|
Ormanlar Kralı
|
|
...ve haremi
|
|
Kaplanlar
|
|
Camlarınızın sonuna kadar kapalı olması gereken diğer bir bölümde, maymunların olduğu bölüm. O kadar arsızlar ki yiyecek için yapmayacakları şey yok. Çocukların elindeki yiyecekleri bile çalıyorlarmış. Arabaların üstünden inmiyorlar zaten. Biz maymunları durmadan hızla geçtik. |
|
Maymunlar
|
|
Eşekoğlueşekler
|
|
Kayı aman ayılar
|
|
Yine Afrika temalı bir bölümdeydik. Burada da zebraları besledik. Ben zebranın birini kameraya alırken arka taraftan bir Allah sesi yükseldi. Meğer Selçuk Ahmet'in tarafından resim çekerken zebranın biri bunun açık camından ensesini yalamış. Adamın rengi değişti bir anda. Biz yerlerde tabi. Ahmet de yavru gergedanı beslemek istedi. Aslında camların kapalı olması gerek. Ama Ahmet bu ille de sevecekmiş. Bu arada annesi olduğunu sandığım iri bir gergedan bize doğru hareketlerdi. Volkan bas gaza! Ahmet hala "Ne olacak ya amma korktunuz ha" gibi cümleler kuruyordu. Aslında indirecektik adamı istediği gibi sevsin, oynasın, beslesin. |
|
O ne öyle yenir mi?
|
|
Gergedan
|
|
Ahmet çok sevdi bu yavruyu
|
|
Son durağımız fillerin olduğu bölümdü. Burada otomobili park edip fillerin yanına gittik. Ben arabadan şeker de almıştım yanıma. Millet fillere doğru elma, armut fırlatıyordu. Filler de ağızlarını açmış kısmetlerini bekliyordu. Yere düşenleri de hortumlarıyla alıp ağızlarına götürüyorlardı. Ben şekeri elimle file uzatınca o da hortumunu uzattı. Elimden şekeri alıp yedi ama elim çamur içinde kalmıştı. Fırça gibi bir hortumları var. Elimi zımparalanmış gibi hissettim. Burada da biraz resim çekilip parkın hayvan kısmını bitirdik. |
|
Kocaman aç bakayım ağzını
|
|
Bendeniz
|
![]() Selçuk, Volkan, Ahmet
|
|
Boy sırası
|
|
Filleri geçince başladığımız noktaya geri gelmiş olduk. Yine zürafaları gördük. Oradan düz geçip parkın eğlence kısmına girdik. Otomobili park edip karnımızı doyurduk. Sonra da parkın kalanını dolaşmaya başladık. |
|
Safari kamyonu
|
|
Ne güzel eğiliyorsun sen öyle
|
|
İçerde yemek içmek hariç her şey beleş olduğundan ilk gördüğümüz oyuncağa Selçuk ile bindik. Hay binmez olaydık. Volkan ile Ahmet akıllılık yapıp biz sizi aşağıdan çekeriz siz bini dediler. Aslında Tatilya'da da buna binmiştim ama bu epey döndürdü. Biz Selçuk'la tamam bitti artık diyorduk ama makine bir türlü durmuyor dönmeye devam ediyordu. En sonunda Selçuk'un rengi de gittikten sonra durdu. Yengeç misali yan yan yürüyerek aşağı indik. |
|
Bindik bir alete
|
|
Gidiyoruz kıyamete
|
|
Bir sonraki aletimiz dönme dolaptı. Ona da Volkan mırın kırın etti. Sakat bu makine dedi ama zorla bindirdik adamı. Volkan'ın şansına epey gıcırdadı dolap hatta bir de makinist tarafından çevrildik. Volkan adama epey saydırdı. 20 tane dolap vardı, geldi bir bizim oturduğumuzu çevirdi. Herhalde bunlar genç heyecanı severler diye düşündü. |
|
Yukarıdan Serengeti Park
|
|
Yemyeşil
|
|
Dinginlik
|
|
Dönme dolaptan sonra biraz parkı gezdik. Çarpışan arabalara bindik. Sonra da su kaydırağına. Su kaydırağı süperdi. Kanoya en fazla 4 kişi biniyor. Biz de bir kanoya oturduk ama herkes yüz kiloya yakın olduğundan istibdat haddini geçtik. Virajlarda kanoyla beraber yatarak dönüp hız kazanmaya çalışıyorduk. Ne de olsa üç tane motorcu vardı kanoda. İlk düşüşte ağırlığımızdan ötürü kano suya çok daldı. En önde oturan Volkan epey ıslandı. İkinci düşüş ise çok daha yüksektendi. Ben en arkada kameraya alıyordum. Selçuk tam siper alınca ben ve kameram ıslandı. |
![]() Park kamerasından biz |
|
Volki
|
|
Gider ayak küçük trene de binelim değil. İyi ki binmişiz. Beyaz Kaplan durağını görünce indik. Burayı otomobille görememiştik. Gidip beyaz pisicikleri de gördük. Yukardan çok şeker duruyorlardı. İnsan sarılıp güreşmek istiyor. Ama çok kötü kokuyorlar. On dakika duramadık yanlarında. Yan taraftaki gorile bakmaya gittik. Onda da bir kafa var ki sormayın. |
|
Aha bu da beyaz kaplan
|
|
Şşşt kaplan uyuyor
|
|
O nasıl bir kafa
|
|
Zaman su gibi akıp geçmişti. Selçuk'un uçak saati de yaklaşmıştı. Yavaş yavaş parkı terk etmek lazımdı. Son olarak minik göleti ve üzerindeki nehir teknesini çektim. Köprüden geçip otoparka ulaştık. Çok güzel bir gün olmuştu. Şansımıza da hava süperdi. Eylül sonunda Almanya'da böyle güzel havayı bulmak zormuş. Selçuk'u uçağına bindirip Bremen'in yolunu tuttuk. |
|
Nehir teknesi
|
|
Bir gemi kalkar limandan...
|
|
Diğer gezi hikayeleri için buraya
tıklayın. |
|
Haber Tarihi: 30 Kasım 2005 |