Bremen

05 - 12 Haziran 2010

 

1. Bölüm 2. Bölüm

8 Haziran, Salı

Bugün eğlence günü. Kahvaltıdan sonra arabaya binip Serengeti Park yoluna koyulduk. Arabada Kağan'ın Didem'e dönüp, "Yine yol boyunca uyuyacak mısın?" demesi çok manidardı. Yaklaşık 1 saatlik yolumuz olduğundan Didem uyudu tabiki. Serengeti Park, Bremen-Hannover yolu üzerinde kocaman bir eğlence parkı. İçinde kendi arabanızla safari yapabiliyorsunuz. Ayrıca bazı yerlerde arabanızdan inip hayvanları ellerinizle besleyebiliyorsunuz. Tabi bazı yerlerde camı aralamak bile yasak.

 


Serengeti Park

 


Volkan zürafaya havuç yediriyor

 

Parkın girişinde bizi zürafalar karşıladı. Hem okulların henüz tatil olmaması hem de hafta içi olması yüzünden park oldukça tenhaydı. İstediğimiz kadar durup hayvanları seyredebilecek, onları besleyebilecektik. Ben camdan dışarı çıkıp güzel kareler yakalamaya çalışırken Volkan da bu uzun hacılara havuç ikramına başladı. Kağan ise babasının kucağına oturdu ve o da minik elleriyle koca zürafaları besledi. Didem camını sıkı sıkı kapatıp video çekmeyi tercih etti.

 

 


Çita

 


Didem ve Midilli

 

Afrika savanlarında Çita'yı da gördük. Nedense onu kafese koymuşlar. İçinizden tabi kafese koyacaklar diyenler olabilir ama yazının ilerleyen bölümlerinde benim bu duruma neden şaşırdığımı anlayacaksınız. Savan kısmını bitirince koruluk bir alana geldik. Burada keçiler, koyunlar, midilliler, eşekler, ceylanlar bulunuyor. Arabayı parkedip havuçları yanımıza aldık. Beslenmeye alışık olan hayvanlar hemen çevremizi sardılar. Didem başlarda biraz çekindiyse de verdiğim telkinler sonucu o da elleriyle ceylan besledi. Kağan ise hayatından çok mutluydu. Bir midillilere, bir ceylanlara koşturuyordu. Bizim şehir çocuklarının böyle imkanı olmuyor. Zaten hayvanat bahçesine de gitmediyse ancak televizyondan ve kitaplardan tanıyor hayvanları. Köyde olanlar yine daha şanslı. En azından onlar kuzu kucaklamanın keyfine varabiliyorlar. Ben ancak  16 yaşımda,  anneannemin köyüne gittiğimde kuzu kucaklayabilmiştim.

 


İtina ile ceylan beslenir

 


Didem de elleriyle ceylan besledi

 


Bonkör Kağan kaseden ikram ediyor

 

 

Havuçları bitirince arabaya geri dönüp, turumuza devam ettik. Şimdi parka ismini veren Serengeti bölgesindeyiz. Yani ormanlar kralının topraklarındayız. Bu bölüme girerken camlarnı sıkı sıkı kapalı olması gerekiyor. Kesinlikle arabadan inilmemesi isteniyor. Zaten sıkıysa inin. Çitaların neden kafeste olduğuna şaşırmıştım. Çünkü aslanların kafesi yok. Evet sizinle bu en meşhur avcıyı ayıran sadece 4 mm kalınlığındaki araba camınız. Yolun hemen kenarındaki dişi aslanın yanında durduk. Aramızda yarım metre bile yoktu. Yemeğini yemiş, kedilere özgü, yalanarak temizliğini yapıyordu. Bir süre bu muhteşem hayvanı seyrettik. Bir ara ayaklandı, arabanın çevresinde bir tur attı. Lastikleri kokladı. Ceylan kokusu mu aldı acaba? İnsan heyecanlanıyor tabi. Keşke camı objektifin çapı kadar açabilseydim. Az ilerde de koca kafası ve yeleleriyle kralı gördük. Haremi terasta güneşlenirken o mağrur mağrur çevreyi seyrediyordu. Kafası, patileri dişi aslanların iki katı büyüklüğünde. Gözlerinin içine bakınca insan tedirgin oluyor.

 

 


Yala yala nereye kadar :)

 


Harem terasta güneşleniyor

 


Harem sahibi

 


Kral

 

Aslanlardan sonra girdiğimiz bölümde en büyük kedi olan kaplanlar bulunmaktaydı. Yine kafes yok. Tabi aslandan sonra kaplan çok güzel geliyor. Kürkünün güzelliği dillere destan. İnsan o güzel tüyleri okşamak istiyor. Hani ısırmayacağını tırmalamayacağını bilsem güreş yapmak isterdim. Ama sonuçta istediği kadar eğitilsin vahşi hayvan. Bir çoğunuz  ünlü bir ilizyonistin beyaz kaplanıyla olan Vegas'taki şovunu duymuştur. Sonra kaplan bunu ensesinden tutup silkelemişti. İlizyonist ölümden dönmüş ama açıklamalarında  kaplanının bir suçu olmadığını,  kendisinin yere düştüğünü sanıp onu korumak istediğini söylemişti. Düşünceli hayvanmış. Tabi bu olaydan sonra ölmeye yüz tutan şov tavan yapmış o da ayrı.

 


Kaplan

 

 


En büyük kedi

 


Beyaz aslan

 

 

Kaplanlardan sonraki durağımız doğada son derece nadir olan beyaz aslanlar. Öyleki şu an belki de sadece hayvanat bahçelerinde görebilirsiniz. 2004 yılında yapılan bir araştırmaya göre doğal ortamında 30 adet kaldıkları sanılıyormuş. Sanılanın aksine beyaz aslanlar albino değil. Bunlar chinchilla mutasyonuna uğramışlar ve renkleri beyaz, sarı hatta kırmızı olabiliyor. Haliyle bu renge sahip bir aslan doğal ortamda kamufle olamıyor ve avlanma şansı düşüyor. Bu gen aynı zamanda yazının ilerleyen bölümlerinde görebileceğiniz beyaz kaplanlarda da var.

Ve sırada karada yaşayan en büyük memeli olan filler var. Arabayı parkedip fillerin bulunduğu alana geliyoruz. Burada fillerle bizi iki sıra çit ayırıyor ama çitler bizim filleri elma ile sevindirmemize engel olamıyor. Hep anlatırlar ya filin hortumunda şu kadar kas var, her işini hortumuyla görüyor diye işte burada hortumun nasıl çalıştığını bizzat test ettik. Öyle bir vakum gücü var ki elmayı elinizden çekerken hissetmemek imkansız. Hatta biraz uzaktan da tutsanız vakumlayıp alıveriyor dilimleri.

 


File elma ikramı

 


Baba oğul fil besliyorlar

 

 

Fillerle beraber parkın safari kısmı sona erdi. Ama daha dolaşacak çok yer var. Arabayı parkedip parkın diğer kısımlarını dolaşmaya başlıyoruz. Öncelikle beyaz kaplanların olduğu yeri ziyaret ettik. Bunlar da beyaz aslanlar gibi doğada çok nadir bulunan hayvanlar. Daha sonra maymun dünyasının içinden geçtik. Didem açıkta dolaşan maymunları görünce biraz korktu. Küçükken yaramaz bir maymun saçlarını çektiğinden daha bir mesafeliydi. Ama maymun işte illa maymunluğunu yapacak. Biri ağaçtan Didem'in önüne atlayıp neredeyse sürtünerek diğer ağaca gitti. Didem için maymun ülkesinin sonu gelmişti :).

 


Beyaz kaplan

 

 

Maymunları arkamızda bırakıp ip üzerinde Serengeti Park'ı gezeceğimiz istasyonu aramaya başladık. Bulduk ama  Volkan'ın dediği gibi değilmiş. Daha çok dağcılık hatta tarzancılık eğitimiymiş. Kısa bir bilgilendirmeden sonra iki katlı olan ip geçişlerini gerçekleştirdik. Üstelik 40 dakikalık parkuru 20 dakikada tamamladık. Parkurun son etabı süperdi. Makara ile en tepeden yere iniyorsunuz. İlgili videoyu aşağıda bulabilirsiniz.

 


İp geçişi için ön hazırlıklar. Photo by Didemim.

 
 

 
 

Daha sonra parktaki diğer eğlence araçlarını denedik. En son gittiğimiz su dünyasındaki kütüklerde çok eğlendik. İyi ki de en son gitmişiz çünkü yukarıdan suyun içine düşen kütüğün içinde sırıl sıklam oluyorsunuz. Didem oldukça eğlendi. Kağan ise böyle tehlikeli şeylere bindiği için babasına küstü :).

 


Dönme Dolaptan Aquasafari Parkuru

 
9 -10 Haziran, Çarşamba - Perşembe

Bu iki gün alışveriş ile geçti. Bremen'de bulunan outletlere gittik: Nike, Adidas, Puma, Esprit... Ama fiyatlar outlet olmasına rağmen yüksek geldi. Şort bakıyorum 25 Euro. Aynısını 3 ay önce Amerika'dan 15 dolara almışım. Didem'e de "Para biriktir Amerika'da yaparsın alışverişini" diye öğüt verdim. Stadler (kocaman bir bisikletçi), Real, Saturn (elektronik mağazası), Bremen'in en yeni alışveriş merkezi Waterfront (ah Cape Town), Media Markt, Karstadt, Weserpark... Yazarken yoruldum bir de gezdiğinizi düşünün. Berlin yalan oldu tabi. Artık bir başka bahara...

 


Bremen Markplatz'da insan hakları ile ilgili bir gösteri

 

 

Bu arada sporu da ihmal etmedik. Hem Çarşamba sabahı hem de Perşembe sabahı klasik sabah koşumuzu (5k) Weyhe'de gerçekleştirdik. Hatta Perşembe günü Didem'i daha önce bisiklet ile geçtiğim orman yolunda koşturdum. Çok hoşuna gitti. Benim de Belgrad günlerim aklıma geldi. Kaç yıl oldu gitmedim ormana koşmaya.

 

 

 

Perşembe günü Kağan için önemli bir gündü. Volkanlar evde,-n biz Waterfront'tan gelip Stadler'de buluştuk. Kağan'a yeni bisiklet alınacaktı. Eskisi artık küçük geliyordu. Boyuna uygun bir kaç model seçtik. Modellerden bir tanesi de dirt bike dediğimiz hoplama zıplama bisikletiydi. Ya da BMX diyeyim belki daha iyi anlarsınız. Öyle sağlam bir gövdesi vardı ki Kağan bunu 20 sene kullansa eskitemezdi. Aslında boyu oldu ama küçük adamın küçük elleri fren kollarını kavrayamadı. Haliyle durma problemi yaşıyordu. Bunları nasıl mı anladık, Stadler'in içinde kocaman bir test parkuru var. Hem de ortasında hoplama zıplama yeri de var. İşte burada test ederek Kağan'ın bisikletini seçtik. Kontra pedal, çamurluklu, göbekten dinamolu, arka göbekten 3 vitesli, 20" jantlı güzel bir şehir bisikleti. Kağan havalar da uçuyordu.

 


Weser Nehri'nde çalışan mavnalardan biri

 

Bisiklet kutusundan çıkarılıp montajı yapılacaktı. Biz de şehre indik ve Weser Nehri kıyısında yürüyüş yapıp dondurma yedik. Ama ben sevmiyorum bu Roma dondurmalarını. Krema gibi geliyor. Nerede bizim yoğun Maraş Dondurmasının tadı...

Akşam yine yetişeceğimiz bir dizimiz var : Aşk-ı Memnu. Yoldan çevirme tavuk alıp (Türk tavukçusu :)) eve döndük. Ben günlüğüme bir şeyler karalarken ev halkı da Bihter ile Behlül'ün maceralarını seyre daldılar.

 


Dondurma keyfi

 
11 Haziran,Cuma

Bugün Essen yolcusuyuz. Yaklaşık iki buçuk saat uzaklıktaki Movie Park'a gidiyoruz. Haliyle Didem uyuyor. Kağan yanındaki Didem'e bakıp "Bu kız yine uyudu" diyor. Volkan "Didem Abla" diye düzeltiyor.  Bu yazıyı hazırlarken aldığım duyumlara göre artık ismini ezberlemiş Didem'in.

Movie Park, Universal Studio'nun çocuk versiyonu. Muhtemelen Amerika menşeili bir zincir. Avrupa'da bir kaç yerde daha varmış. İçinde ünlü filmlerin (çoğu çocuk filmi) setleri, filmlerle ilgili hatıra/hediye dükkanları, hız trenleri, dönme dolaplar var.

 

 

Parkı gezmeye dublörlerin gösterileri ile başladık. Kocaman bir tribüne oturup önünüzdeki sette canlandırılan şovu seyrediyorsunuz. Adete dev bir açık hava tiyatrosundasınız. Aksiyon filmlerinde yer alan kovalama, çatıdan düşme, patlama, yanan insanlar gibi dublörlerin canlandırdığı karakterleri eğlenceli bir senaryo içinde izliyorsunuz. Bence buradaki en güzel gösteri buydu. Onun dışanda Didem, Vahşi Batı gösterisini de beğendi. Bu sefer büyük bir kovboy barına gidip masalara oturuyorsunuz. Kızlar o yılların dansını yapıp şarkı söylüyorlar. Müzikal tadında bir şov.

 

 


Ice Age serisinin geveze kahramanı Sid ile hatıra fotoğrafı

 

Gelelim eğlenceli oyuncaklara. Didem ile ilk tahta hız trenine bindik. Heide Park'takinin tırnağı olamaz ama idare ettik. Zaten Didem'e çok bile geldi. Bağıra çağıra parkuru tamamladı. Bu arada aklınızda olsun. Roller Coasterlarda avazınız çıktığı kadar bağırın. Heyecandan nefesinizi tutarsanız başınız dönebilir. Eller havada, atabildiğiniz kadar çığlık atın. Bünyeye de iyi geliyor bağırmak, insan stres atıyor :)

İkinci olarak 60 metreden serbest düşüş yaptıran bir makineye bindik. Didem binmeden önce "Bu kolaymış ben bunu rahat yaparım" dediğinde ben bıyık altından gülmüştüm. Acaba tepede neler hissedecekti. Bence buradaki zorluk derecesi en yüksek olan iki üç cihazdan biriydi. Nitekim yukarı doğru çıkınca durumun ciddiyetini anlayan Didem bağırmaya bana "Senden nefret ediyorum" demeye başladı. En çok "Ben geri zekalıyım buraya çıktım" demesine güldüm. Aşağı indiğimizde, düzelteyim dştüğümüzde, biraz rengi kaçmıştı ama düşüşten keyif almış. Bir daha dedim, olmazmış :). Bu arada ben Heide Park'ta bunun 130 metrelik versiyonuna binmiştim ki tepede dönerken ben de kendi kendime nereden bindim buna diye söyleniyordum.

 

 

Parkta saat altıda kapanana kadar  vakit geçirdik. Daha sonra acıkan karınlarımız için civarda bulunan CentrO isimli alışveriş merkezine gittik. Burası Almanya'da gezdiğim en büyük alışveriş merkeziydi. Hoş bu kadar büyük merkezin yemek katı vasattı. Yiyecek dişe dokunur bir şey bulamayınca istemeye istemeye de olsa Mc Donalds'a talim ettik. Burayı da saat sekizde kapatıp Bremen yoluna koyulduk.

Kağan Didem'e dönüp: "Benimle Nintendo oynar mısın? İstersen oyna istersen oynama ama benimle Nintendo oynar mısın?" dedi. Zaten bu kalıbı çok kullanıyor. Ses tonunu da güzel ayarlıyor kerata. Baktı Didem pek oralı değil "Yine uyuyacak mısın peki? İstersen uyu istersen uyuma ama istersen Nintendo oynayalım mı? :).

 


CentrO Alışveriş Merkezi

 

 

 
12 Haziran, Cumartesi

Bugün artık İstanbul'a dönüyoruz. Uçak Hamburg'tan kalkacağı için burayı da ziyaret edeceğiz. Yol yapım çalışmaları olduğundan bir saatlik yolu iki saatte aldık. Bremen'de güneşli olan hava  burada yerini kara kara bulutlara bıraktı. En son geldiğimde yine kapalıydı hava. Almanya'nın Venediği'ni hiç aydınlık haliyle fotoğraflayamayacak mıyım?

 


Kağan ve o kız :)

 

 

 


Hamburg

 

Öncelikle Hamburg BMW'ye uğradık. Burası şimdiye kadar gördüğüm en büyük BMW Motorrad. Tabi daha Berlin'dekini göremedim. Bana eldiven, Didem'e çizme baktık. Tıpkı Bremen BMW'de olduğu gibi burada da istediğimiz bedenleri bulamadık.

BMW'den sonra navigasyona Rathaus'u girdik. Bütün Alman şehirlerinin merkezi aynı zaten. Rathaus, az ilerde merkez tren istasyonu, yakınında Karstadt, karşısında Galeria Kaufhof :). Vaktimiz az olduğundan hızlı bir şekilde şehir merkezini dolaştık. Didem şehri çok beğendi. Keşke buraya tam bir gün ayırsaydık diye de sitem etti. Eh o da başka bir bahara artık. Bu arada otoparka doğru yürürken son model bir Mercedes SL gördüm. Şimdi diyeceksiniz ki Hamburg gibi Avrupa'nın en zengin şehirlerinden birinde (en çok euro milyonerinin bulunduğu şehir) SL görmüşsün çok mu? Ama Alman bayrağı şeklinde kaplanmış bir SL hiç görmemiştim. Evet Dünya Kupası dün başlamıştı. Tam bir futbol ülkesi Almanya. Arabaların hemen hemen yarısında bayrak var. Ama tabi bu abi olayı aşmış. Direk arabayı bayrak yapmış.

 
 


Meşhur kanallar

 
 


Hamburg Rathaus

 
 


Didemimle Hamburg hatırası

 


Alışveriş caddesi

 
 


Fanatik bir Hamburglu

 

Ve Hamburg Havalimanı'ndayız. Bir haftalık Kuzey Almanya seyahatimizin son durağındayız. Valizdi, Tax Free'ydi derken giriş kapımızın önüne geldik. Artık veda zamanı. Bizi Almanya'da en iyi şekilde ağırlayan Birben ailesi ile vedalaşıyoruz. Onlara buradan bir kere daha teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız. Didemim ile pasaporttan geçip uçağımızı beklemeye başlıyoruz. İkimizin de gözlerinin içi gülüyor. Güzel bir geziyi daha arkamızda bırakmıştık.

Share |

Yayın Tarihi: 30 06 2010

Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki
fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.