|
|
||
|
Yol bizi bu defa Batı Karadeniz'in şirin balıkçı kasabası olan Kıyıköy'e götürüyor. Hava güneşli, 15-16 derece civarında. Saat dokuz buçukta evden çıkıp Buke'ye atladım. Benzini ve lastik havalarını tamamlayıp FSM köprüsüne doğru gaz açtım. Didem'i, baba evinden, Sinanoba'dan alıp Kumburgaz'dan tekrar TEM'e çıktım. Çerkezköy sapağında TEM'den ayrıldık. Saray'a bölünmüş yoldan rahatça ulaştıktan sonra sağa Kıyıköy yoluna saptık. Ve işte o zaman Buke kişnemeye başladı, ne de olsa yolunu bulmuştu. |
||
![]() Rotamız |
||
|
Saray - Kıyıköy arası
manzaralı bir orman yolu. Yer yer bozulsa da
asfalt kalitesi fena değil. Buke içinse kaymak
gibi diyebilirim. Mevsimden olsa gerek trafik
yoğunluğu da düşüktü. Tepemde güneş,
altımda Buke, arkamda Didem, kulağımda sevdiğim
melodiler tatlı tatlı virajları dönerken keyfim
gıcırdı. |
||
|
Kastro Orman Yolu |
||
|
Ben bir taraftan takometremi, diğer taraftan da sağda görmem gereken tabelayı kolluyordum. Ve bir virajın ardından Kastro tabelasını görüp sağa saptım. Çakıllı, mıcırlı toprak bir orman yoluna girdim. Buke'nin keyfi tavan yaptı. Sıkıcı otobandan sonra Trakya'nın tek doğal yaşlı Karaçam orman alanı olan Kastro Ormanında, toprak yolda gitmek ona ilaç gibi geldi. Ben de vizörümü aralayıp mis gibi havayı içime çekip oksijen sarhoşu oldum. |
||
|
Lagün Gölü |
||
|
Bir kaç kilometre sonra bizi
bir lagün gölü karşıladı. Manzara için Buke'yi
sağa çektim. Şansa çektiğim yerde böğürtlenler
varmış. Didem sevinç içinde böğürtlenlerin
arasına daldı. Bana da böğürtlen güzelini
fotoğraflamak düştü. Hadi hakkını yemeyeyim bir
kaç böğürtlen de benim kursağıma gitti. |
||
|
|
||
|
Didem, böğürtlenlerin arasından... |
||
|
Sonbaharın renkleri |
||
|
Bu şirin lagün gölünü arkamızda bırakıp tırmanışa geçtik. Sonra da inişe... Bir yerde diğer yol ile birleştik ve tekrar asfaltta yol almaya başladık ama toprak yoldan beter delik deşik bir asfalatta. Her halde yol yapım çalışmaları sonunda burayı yamarlar. Yenilerler demiyorum çünkü dandik bir yama yapılıp geçiliyor. Sonra ilk karda o atıyor, delik daha da büyüyor. Neyse biz hikayemize geri dönelim. |
||
|
Sevimli enikler |
||
|
Ve işte meşhur Kastro
Plajı'ndayız. Motoru yörenin yegane tesisinin
önüne çektim. Bana biraz İğneada Plajı'nı
hatırlattı ama bu daha kısa. Tesisin hemen
yanından, Bahçeköy Deresi Karadeniz'e dökülüyor.
Su bisikletlerinden anladığım kadarıyla içlere
doğru güzel bir manzara var. Aslında vakit olsa
bunlardan biri ile derenin yukarılarına pedal
çevirmek isterdim. Bu yönüyle de Ağva havası
var. Tabi esas Ağva tadını Kıyıköy'de bulacağımı
o an bilmiyordum. |
||
|
Bahçeköy Deresi |
||
|
Kastro (Çamlıköy) Plajı |
||
|
İnternetten edindiğim bilgilere göre bu plaj yazları hınca hınç dolu oluyormuş. Biz en güzel mevsimde geziyorduk. Ne sıcak ne soğuk, ağaçların dallarında rengarenk yapraklar, iki balıkçı olta ile balık tutuyor, sessizlik, dinginlik... İstanbul'u çok sevsem de arada böyle kaçamaklar ruhumu dinlendiriyor. Plajda biraz daha vakit geçirip Buke'nin yanına dönüyoruz. |
||
|
Kastro Plajı |
||
|
Evet Didem de oradaydı :) |
||
|
Geldiğimiz toprak yoldan geri dönüp tekrar asfalt ile buluşuyoruz. Yaklaşık 6-7 km sonra Kıyıköy'ü yukardan gördük. Doğal, şirin bir liman ve çevresine serpiştirilmiş evler. Yazının başında da dediğim gibi küçük bir balıkçı kasabası. Kasabaya tarihi kapısından girip bölgeyi keşfe çıktık. |
||
|
Kıyıköy |
||
|
Biraz da ansiklopedik bilgi: |
||
|
Kıyıköy Limanı |
||
|
Beldenin bilinen en eski adı Salmydessos'tur. "Pırıltılı, kutsal, güzel yer" manasına gelmektedir. Dil bilimi uzamanı Bilge UMAR'ın tesbitlerine göre ise, M.Ö. 400'lerde Helenler bu bölgeye "Bal yiyenlerin yurdu", ve "Darı yiyenlerin yurdu" demişlerdir. Zira yaşam biçimlerine göre isimlendirilen Trak boylarından sebep böyle anıldığı ileri sürülmektedir. |
||
|
Bizans surları |
||
|
M.Ö. 500'lü yılların ilk çeyreğinde Pers İmparatoru Darius'un kudretli orduları önünde Anadolu'dan Balkanlar'a doğru kaçan Lidya'lılarca yerleşim olarak kurulduğu düşünülmektedir. Tarih içerisinde Traklar, Persler, İskitler, Medler, Ceneviz kolonileri gibi birçok medeniyeti gören Kıyıköy daima önemli olagelmiştir. |
||
|
|
||
|
Adı
burayla anılan en önemli kişilik ise, tarih
sahnesine "Roma' yı yakan adam" olarak geçecek,
Trakya valisi iken Kıyıköy'e sayfiyeye gelen
Neron'dur. Roma ve Bizans dönemlerinin izlerini
bugün bile beldede görmek mümkündür. İmparator
Jüstinyen döneminde yapılan ve hala ayakta duran
surlar, buranın bir kale-kent olarak da çok
önemli görüldüğüne işaret eder. |
||
|
Batı Kardeniz'in ender doğla limanlarından biri Kıyıköy |
||
|
Tarih içinde, Osmanlı Rus Savaşı sonrası
Ruslar'ın, Balkan Savaşları sonrası Bulgar ve
Yunan işgallerini yaşayan Kıyıköy, tarih
kitaplarında adı geçen o tarihi sınır hattının
da bir ucunda yer almıştır: "Midye-Enez
Hattı..." Zira yakın zamana kadar beldenin
bilinen adı Midye'dir. O dönemler Rum ve Bulgar
nüfusun da ağırlıklı yaşadığı bölgeye, mübadele
sonrasında denizciliği iyi bildikleri için
Selanik göçmenleri yerleştirilir. 1960'lara
kadar Midye olarak bilinen beldenin ismi, bunun
yabancı bir isim olduğu savına saplanılarak
Kıyıköy olarak değiştirilir. |
||
|
Manzaraya dalmak |
||
|
Trakya'nın iç kesimlerinden antik Diyonisos
Şarap Yolu üzerinden manda arabaları ile Kıyıköy
limanına amforalar içinde taşınan şaraplar,
buradan Avrupa limanlarına aktarılırdı. Bu
yönüyle ticari bir önemi de olan Kıyıköy, Helen
geleneğinden gelen pagan-panayırlarının da
sosyal ve ticari yaşamına izler kattığı bir
yerleşim olmuştur. |
||
|
Kıyıköy Sahilleri |
||
|
Özgürlük, bir de kuş olup uçabilsem... |
||
|
Kıyıköy'ü değişik noktalardan fotoğrafladım. Hava biraz kapadıysa da güzel kareler yakaladım. Manzaranın tadını çıkardıktan sonra acıkan karınlarımız için Köşk Restaurant'ın yolunu tuttuk. |
||
|
Falezler |
||
|
Buke yine tepelere çıkardı bizi |
||
|
Köşk Restaurant'tan Kıyıköy manzarası |
||
|
Köşk Restaurant şirin, salaş bir balık lokantası. Ahşap yapının önündeki terasında üç masa var. İçerde ise 11,12 masanın yanında gürül gürül yanan bir şömine... Hava çok güzel olduğundan Didem ile dışarıda oturmayı tercih ettik. Gerek soğuk mezeler gerek ara sıcak olarak yediğimiz kalmar tava ve karides güveç çok başarılıydı. Balıklar zaten günlük. Biz orada otururken yanaşan teknelerden yukarıya el arabalarıyla balıklar geliyordu. Balık tercihimizi çinekoptan yana kullandık. En güzel mevsimi ne de olsa ve hata yapmadığımızı dilimiz de onayladı: Balıklar da çok güzeldi. Lokantanın sahiplerinden Hakan Bey bizimle yakından ilgilendi. Hatta onun da bir fotoğrafını çektim şöminenin başında. Bize küçük kızının fotoğraflarını gösterdi. Dediğine göre bir fotoğraf grubu yöreye gelmişler ve uzun uğraşlardan sonra çekmişler. Çok de şeker Allah bağışlasın. Ve son olarak Selçuk duymasın fırında sıcak helva geldi. Şimdi duyar, irmik helvası gibi aşerer adam. Çayları ise içerde gürül gürül yanan şöminenin başında içtik. |
||
|
Köşk Restaurant'ta şömineye karşı çay keyfi |
||
|
Karnımızı doyduktan sonra Kıyıköy'ü gezmeye devam ettik. Önce limana inip balıktan dönen tekneleri, kasa kasa balıkların teknelerden indirilişini seyrettik. Limanın sağ tarafı bir nevi balık hali/pazarı. Frigo kamyonetler bu dükkanların önüne yanaşıp buzlanmış balıkları alıp gidiyorlar. Fenere kadar gidip biraz fotoğraf çektikten sonra yeniden Bukefalos'un yanına döndük. |
||
|
Kıyıköy Limanı ve Balık Hali |
||
|
Rev'it reklamı gibi olmuş :) |
||
|
|
||
|
İkindi vakti limana geri dönen balıkçı teknelerinden biri |
||
|
Liman içi plajı :) |
||
|
Martılar Kısmetlerinin Peşinde |
||
|
Yeni rotamız kasabanın 1-2 km kadar dışındaki plajı ve Aya Nikola Manastırı. İkisine de aynı yoldan gidiliyor, sonra yol çatal oluyor. Tabela ters dönmüş, biz sağa sapıp plaja indik. Plajın girişinde turistik tesisler var. Pabuçdere burada Karadeniz'in serin sularına kavuşuyor. Zaten manzarayı görünce hemen Ağva aklıma geldi. Kastro gibi burada da su bisikletleri var. Ama bizde yine zaman yok. Sonbaharda gezmek iyi hoş da şu güneşin erken batması yok mu... |
||
|
Kıyıköy'ün plajı |
||
|
Pabuçderesi |
||
|
Pabuçderesi |
||
|
Karnı burnunda koyunlar |
||
|
Plajdan geri dönüp Aya Nikola Manastırı'na gittik. Girişindeki tabelada Dünya'nın sayılı kaya manastırlarından olduğu yazılı. Peki madem öyle neden bu kadar bakımsız kalmış. Bu manzarayı görünce insanın içi acıyor. Ben artık bunları yazmaktan sıkıldım. Bu tarihi manastırın önünde bakımsız, kılıksız bir adam gelenlerden para koparmaya çalışıyor. Hani tek başıma gezen bir kadın olsam içeri girmeye korkarım bu adamı görünce. |
||
|
Aya Nikola (Hagia Nichola) Manastırı |
||
|
|
||
|
Aya Nikola Manastırı |
||
|
|
||
|
Gözlerden uzak, kendi ürettikleriyle geçinen
keşişlerin yanısıra şifa aryanların, Dünya
nimetlerinden uzaklaşarak çile doldurmak isteyen
inanç sahiplerinin de uğradığı önemli bir
sığınaktı Aya Nikola manastırı. Tüm bu derin
arka plana rağmen, şimdilerde korumasız bakımsız
kaderine terkedilen manastır turizm içinde değer
bulacağı zamanı beklemektedir. |
||
|
Tahribata dikkat |
||
|
Ve Kıyıköy bitti. Keşke biraz daha vakit olsaydı da Didem ile şu pedallılarla derenin içlerini keşfedebilseydim. Eminim çok güzel kareler yakalardım. Neyse buraya bir daha gelmek için sebebimiz olsun bu da. Dönüş yolunda bir de sürprizle karşılaştık. Vize yolu devrilen ağaçlar nedeniyle kapanmıştı. Jandarma yolu kesmiş, işçiler ağaçları kaldırmak için çalışıyorlardı. 10 dakika sürmedi yol açıldı. |
||
|
Yola ağaç devrilmiş |
||
|
Rahat ama güneşin alçalmasından ötürü serin bir yolculuktan sonra Mimaroba'ya vardık. Didem'i indirip evime doğru gaz açtım. Trafik yoğundu ama Buke değerli artçımı da indirmiş olmanın verdiği rahatlıkla kendi yolunu açmasını iyi biliyor. Eve geldiğimde takometreden 403 rakamını okudum. Kasım Ayı için oldukça güzel bir seyahat olmuştu. Bu arada yeni kaskımın içine Shure ES 320 kulaklıklarımı takmış ve canım yanmadan yolculuğu tamamlamıştım. |
||
| ||
|
Copyright ©
Kayıhan Zeybek.
Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki
fotoğraf
ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.