KASTAMONU - SİNOP

25 Temmuz - 28 Temmuz 2009

1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm

Gece bir kaç defa uykum bölündü. Önce yatak küçük geldi. Ben de deli yattığımdan tam yatağın ucundan kayarken uyandım. Diğer yatağı yanıma çekip uyku sahamı genişlettim. Tam artık rahat ettim dedim bir  alarm uyandırdı bu sefer de. Uyku sersemi Buke'nin alarmı çalıyor diye cama çıktım ama o sakin sakin bıraktığım yerde duruyordu. Görünürde araba falan da yoktu. Ama alarm hala çalıyordu. Temiz hava alınca uykum da açılmıştı. Tekrar yatağa döndüm ama sabaha kadar bölük pörçük uyuyabildim.

Sabah Alp ile konağın iç avlusunda kahvaltı için buluştuk. Kahvaltıda çok özel bir şey yoktu. Bildiğiniz otel kahvaltısı. Berceste'den sonra yalan geliyor ama ortamımız güzeldi. Garsonumuz da sağolsun bizimle yakından ilgilendi. Zaten motorları görenler bize hemen ilgi gösteriyorlar. Motorun Anadolu insanı üzerinde derin bir saygı ve sevgi uyandırdığına çokça şahit oldum.

 

Konağın iç avlusunda kahvaltı keyfi. Her zamanki gibi konu mankenimiz Alp :)
 
 

Kahvaltıdan sonra şehri bir de gündüz gözüyle görelim dedik. Konağımızdan tabana kuvvet  Cumhuriyet meydanına gittik. Şehre tur otobüsleri gelmiş, her yer yerli turist dolmuş. Turistten çok da çarşı iznine çıkmış asker vardı.

 
 
 

Nasrullah Köprüsü
 

Foto Alp
 

Cumhuriyet Meydanı
 

Kastamonu Valiliği
 

Cumhuriyet Meydanı'nda Şehit Şerife Bacı Anıtı'nı bir de gündüz fotoğrafladık. Bildiğiniz gibi Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında Kastamonu'nun lojistik açısından büyük önemi vardı. Rusya'dan gelen yardım gemileri ile İstanbul'dan gizlice muhimmat kaçıran gemiler İnebolu limanına geliyor ve Kastamonulu mavnacılar değerli mühimmatı karaya taşıyordu. Eli silah tutan erkekler cephede olduğundan geride kalan Şerife Bacılarımız, Halime Çavuşlarımız, Salih Reislerimiz mühimmatı İnebolu-Kastamonu üzerinden Ankara'ya taşırlarmış. İşte bu yola İstiklal Yolu deniyor. Şerife Bacı da bebeği ile beraber top mermilerini taşırken soğuğa yenik düşüp Kastamonu kışlası önünde donarak şehit olmuş. Bu anıt sadece Şerife Bacı için değil, Kurtuluş Savaşı döneminde şehit düşmüş tüm kadınlarımız adına yapılmış. Kurtuluş Savaşı kolay kazanılmadı, bu devlet kolay kurulmadı, değerini bilmek lazım.

 

Saat Kulesi
 

Kastamonu Kalesi
 
 
 

Hükümet Konağı (valilik binası) şehrin sembollerinden biri. Oldukça zarif bir yapı. Valiliğin hazırladığı Kastamonu broşüründe bina ile ilgili şöyle bir bilgi var:

Çevresindeki 19. yüzyıl anıtsal kamu yapılarıyla birlikte geçmişe ait bir panaroma oluşturan  Hükümet Konağı  1902 yılında ulusal mimari akımının kurucusu Mimar Vedat Tek tarafından yapılmıştır.

Zemin üstüne iki kat olarak yapılan bina, stil açısından batı klasizmi ile dış duvar süslemeleri ve pencere şekillerindeki Osmanlı oryantalizminin bir eklektizmini taşımaktadır.

Yapı 107 senedir hem işlevini değiştirmeden hem de ciddi anlamda bir restorasyon geçirmeksizin Kastamonu'nun yaşayan sembollerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir.

 

Şehit Şerife Bacı Anıtı: Heykeltraş Prof Dr Tankut Öktem, 1990
 
 

Bir sonraki durağımız dün yemek yediğimiz Münire Medresesi El Sanatları Çarşısı. Mederesenin içinden geçip hemen yandaki Nasrullah Camii'ne gidiyoruz. Bu caminin önemi Kastamonu'ya yapılan ilk Osmanlı eseri olması. Zamanın Kadısı Nasrullah Efendi tarafından 1506 yılında yaptırılmış.  Kurtuluş Savaşı zamanında İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy bu camide milli mücadeleyi ateşleyici vaazlar vermiş. Bu yönden de önem arz ediyor.

 
 

Nasrullah Camii
 

İlk yapıldığında 6 kubbesi olan camiye daha sonra 3 kubbe daha eklenmiş. Şadırvanın içinde iki tane orijinal havuzlu abdest alma yeri mevcut.

 
 

Havuzlu Şadırvan
 

Kurşunlu Han
 

Toprakçılar Konağı
 

Şehir turumuzu tamamladıktan sonra konağımıza gelip yol hazırlığımızı yaptık. Motor gezilerinde bu toplanma işi biraz daha uzun sürüyor. Öncelikle eşyalarınızı motorun küçük bagajına sığacak şekilde düzgün toplayacaksınız, sonra kılık kıyafetleri giyeceksiniz (bot, pantalon, içlik, mont, eldiven, balavlava, kulak tıkacı, kask), en sonunda da malzemeleri motora yükleyip güzelce bağlayacaksınız. İyi bağlamazsanız bir bakmışsınız arka bagaj uçmuş :).

On bir civarı yeniden yollardaydık. Hedefimiz, yukarıda bahsettiğim İstiklal Yolu'nun başlangıcı olan İnebolu. Hava açık ve güneşliydi ama hareket halindeyken sıcağı anlamıyorsunuz. Zaten rakım olarak da epey yükseleceğiz. İçliğimi depo üstü çantama koydum. Üşürsem çıkarıp giyeceğim. Kendime güzel bir müzik açıp manzaranın keyfini çıkarmaya başladım.

 

Kastamonu - Küre arası
 

Foto Alp
 

Rakım yükseliyor
 
 

Yarım saat içinde Küre Milli Parkı sınırlarına dahil olmuştuk. Tabiat birden değişti. Yemyeşil ormanları yara yara ilerliyorduk. Buke de sevdiği virajları bulmuş bir o yana bir bu yana yatarak yolun tadını çıkarıyordu. Kaskın vizörünü açıp içime serin dağ havasını çektim. Yolda olmak güzel be...

 

Küre Ormanları
 
 
 
 

Küre'yi arkamızda bırakırken
 

İnebolu'da yeşilin yanına bir de mavi koyduk. Solumuz mavi sağımız yeşil sahil yolunda süper manzaralar eşliğinde yol almaya başladık. Saat de yavaş yavaş öğlene geliyordu. Biz acıkmaya başlamıştık motorlar da susamaya...

 

İnebolu'nun içindeki Şerife Bacı Anıtı
 

İnebolu - Abana arası
 

Abana - Çatalzeytin arası yol, zaman zaman tepelerin üstünden veya arkasından geçiyordu. Bir hafta önce bu bölgeyi vuran sağnak yağışlar bazı yerlerde toprak kaymasına neden olmuş. Yol açılmış fakat heyelanın izleri belli oluyor. Hatta bir kaç yerde çalışmalar hala devam ediyor ve trafik tek şeritten veriliyordu.  Zemin kaygan olduğundan ve önümüze ne çıkacağını kestiremediğimizden bu bölgede daha temkinli gidiyoruz. Zaten hızlı gidip de manzarayı kaçırmak olmaz.

 
 

Çatalzeytin Sahili
 

Çatalzeytin civarında güzel plajlar gördük. Pazar günü olması nedeniyle de epey kalabalık vardı. Plajların karşısı arabalara park olmuş. Çoğu yerde iki araba yan yana geçemiyor. Çatalzeytin'e ulaştığımızda önce benzinlik aradık. Zira Buke'nin yol bilgisayarı 30km sonra ben daha gitmem diyordu. İlçe çıkışı benzinliği bulduk. Benzin aldıktan sonra geri ilçe merkezine döndük. Pompacı çocuktan adını aldığımız Yalı Lokantasını üç dört defa merkez turu atarak bulabildik. Şirin bir esnaf lokantasıydı. Bu arada lokantada komik bir anımız oldu. Tam yemeğimi bitirmiş önümdeki bardağa peçetemi daldırıp kaskın vizörünü siliyordum ki sevgili Deniz aradı. Kızcağız LCD alacakmış bana danışıyordu. Ben de şöyle yap böyle yap derken dalmışım, önümdeki bardağa uzanıp az önce kaskı temizlediğim suyu bir dikişte  içiverdim. Bu arada konuşmaya devam ediyorum ama bir donukluk oldu. Alp yerlerde. Hesabı ödeyip ayrıldık daha önümüzde  alınacak çok viraj var.

 

Lokanta civarında gördüğüm sevimli köpek
 

Ayancık Civarı
 

Foto Alp
 

İnceburun sapağı, Foto Alp
 

Sinop'a yaklaşırken gözüm İnceburun tabelasını arıyor. Sinop'a yaklaşık 10 km kala tabelayı görüyoruz ve yanından geçiyoruz. Dönüp sağdan orman yoluna giriyoruz. Bizi önce Akliman karşılıyor, sonra da meşhur Hamsilos koyu. Ben bu koyun Türkiye'nin tek fiyordu olduğunu okumuştum ama Vikipedi bunun doğru olmadığını söylüyor:

Hamsilos, Sinop il sınırları içinde, Türkiye'nin en kuzey ucunu oluşturan İnceburun üzerinde bulunan bir koydur. Koy bir fiyordu andırır, hatta halk tarafından "Türkiye'nin tek fiyordu" olarak bilinir ama bu yanlıştır. O kadar ince-uzun bir yapısı vardır ki ancak ölçeği aşırı küçük bir harita tarafından net gösterilebilir. Koyun şekli bir fil kafasını andırır. Koyun denizle birleşen yeri daha geniştir ve kayalıktır. Koydan içerilere gidildikçe etraf ormanlaşır. Koy çevresindeki doğa turistlerin ilgisini çekmektedir. Koyun en ucuna araba yolu vardır, ama çok bozuktur ve hiç bir araba giremez, yürüyerek gidilir. Hamsilos'a giden tek yol Akliman'dan geçer.

 

Akliman
 

Foto Alp
 
 
 

Hamsilos Koyu
 

Hamsilos'tan sonra İnceburun'u aramaya koyuluyoruz. Garmin'in haritasında nasıl gideceğimiz belli değil. Sora sora yolunu buluyoruz. Çok güzel bir orman yolu. Zemin de fena değil. Aslında yer yer çukurlar var ama Pazartesi gideceğimiz yol ile kıyaslarsak bildiğiniz otoban :).

 

İnceburun Mevkii
 

Foto Alp
 

Navigasyonda işaretli noktaya dikkat
 

Buke Türkiye'nin en kuzeyinde
 

Foto Alp
 

İnceburun Feneri
 

Foto Alp
 

Kısa bir yolculuktan sonra İnceburun'a ulaştık. Evet, Anadolu yarımadasının en kuzeyindeydik. Hemen navigasyonun fotoğrafını çektim. Zaten başka işe de yaramadı. Geldiğimiz yol, haritasında kayıtlı değildi. Siz siz olun navigasyon cihazınıza güvenip de Karadeniz yollarına haritasız düşmeyin. Navigasyon en fazla sizi Trabzon'dan Rize'ye götürür. İstanbul ve bir kaç büyük şehir tamam ama Anadolu haritasında hala çok eksik var. Hele bizim gibi gezenler için.

 

İnceburun Yolu
 

İnceburun'da biraz vakit geçirdikten sonra ben navigasyona otelimiz Diyojen'i girdim. Sinop yolunda ilerlerken hapishane tabelasını gördüm. "Yahu bu hapishane şehrin içinde değil miydi? Neyse şimdi gidelim bir daha geri dönmeyiz" diye kendi kendime konuşup sapaktan daldım. Gayet kocaman ve modern görünüşlü bir bina. Kapısına gidince bizi bir asker karşıladı. "Gezeceğiz" dedik, "Olmaz" dedi. "Neden?" dedik, burası yeni hapishaneymiş gezilmezmiş. Biz de fazla ısrarcı olmadık ve şehir yoluna geri döndük :).

Garmin bu sefer güzel çalıştı ve bizi otelin önüne kadar getirdi. Odamıza gidip bütün ağırlıklarımızdan kurtulduk. Alp ile birbirimize baktık: Deniz mi, havuz mu? Ben deniz dedim. Hemen otelin aşağısındaki plaja inip kendimizi Karadeniz'in serin sularına bıraktık. Bütün yolun yorgunluğunu, kirini, tozunu denize havale ettik. Pırıl pırıl otele dönerken bir de havuza girdik. Ama havuz, hem imamın abdest suyu gibi hem de çok klorlu olduğundan girmemizle çıkmamız bir oldu. Duşları alıp Buke'ye atladığımız gibi soluğu Sinop'un merkezinde aldık. Yolda da kaleyi ve hapishaneyi gördük.

 

Teyze'nin Yeri
 

Sinop sahili cıvıl cıvıldı. Ben bu kadar kalabalık beklemiyordum. Kordon boyunca yürüyüş yapanlar, çay bahçelerinde okey oynayanlar, çay içenler, dondurma yiyenler ve sahil kasabalarının vazgeçilmezi çekirdek çitleyenler...

Alp ile sahili boydan boya yürüdük. Sonra Yoncimik Emrah'ın bize verdiği lokanta listesini çıkardık. Menüde balık, mantı, Sinop pidesi vardı. Biz mantı yemeye karar verdik. Teyze'nin Yeri adlı mekanı bulup mantılarımızı söyledik. Burası küçük ve şirin bir lokanta. Çalışanların hemen hepsi kadın. Mantı lokantanın ortasında sarılıyor. Hem cevizli hem de yoğurtlu yiyecektik. Ara sıcak olarak sigara böreği ile çiğ börek söyledik ama onlar mantıdan sonra geldi. Mantı yediğim en güzel mantılardan biriydi. Alp de benimle hemfikir. Bir daha gidersem iki tabak yoğurtlu mantıdan yiyeceğim. Cevizli de güzel ama yoğurtlu varken tercih etmem. Çiğ börek ve sigara böreği ise zayıftı. Belki de mantıdan sonra  böreklerin marjinal faydası epey düştüğünden bize öyle geldi. Sinop'a gidip de burada mantı yemeden dönmeyin.

 

Sinop Mantısı
 

Yemekten sonra sahilde oturup çay içtik. Zaten Alp ile dolaştığım zaman iki günde üç aylık çay kotamı dolduruyorum. Biraz daha sık geziye çıksam çay tiryakisi olacağım :).

Çaydan sonra otele dönüş ve hemen yatış. Yarın yorucu bir gün olacak. (Umduğumuzdan da yorucu :))

2. Bölümün Sonu
1. Bölüm 2. Bölüm 3. Bölüm

Copyright © Kayıhan Zeybek.
 Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.