|
|
|
|
|
Ve GSA yeni bir Karadeniz turnesine çıkıyor. Bu
geziye, takımın şuursuz elemanı Kaliforniya'da gününü gün ettiğinden,
Alp ve ben iki kişi olarak çıkıyoruz. Zaten motorla gideceğimizden
İsocan ya arkamızdan su dökecekti ya da dayanamayıp onu da terkime
atacaktım. İstikamet Batı Karadeniz'in en doğusu: Kastamonu, Sinop.
Ayrıca Türkiye'nin en kuzeyi olan İnceburun da ziyaret edeceğimiz yerler
arasında. Bir gün önce doğum günüm olduğundan yediğim browni ve
pastalarla yol için epey enerji depolamıştım. Yalnız geç yattığım için
uykusuzluk problem olabilirdi. |
![]() Rotamız |
| 1. Gün: Kırmızı hat: İstanbul - Gerede - Safranbolu -
Araç - Kastamonu 2. Gün: Pembemsi hat: Kastamonu - Küre - İnebolu - Çatalzeytin - İnceburun - Sinop 3. Gün: Sarı hat: Sinop - Erfelek - Taşköprü - Kastamonu - Karabük - Gerede 4. Gün: Mavi hat: Gerede - İstanbul |
|
25 Temmuz Cumartesi |
|
ve yolculuğumuz başlar... |
|
İlk mola Berceste |
|
Berceste kahvaltıları süper oluyor: 40 çeşit peynir, bal - kaymak, tereyağı, bir sürü reçel, sucuklu yumurta, kuruyemiş ve benim rağbet etmediğim unlu mamüller (poğaça, börek, açma ...). Karnımızı iyice doyurdurduktan sonra tekrar yola koyulduk. Hedefimiz Ilgaz. |
|
Peynire doyduk, bal - kaymağa dikkat :) |
|
Foto Alp |
|
Otobandan çıkmadan önce aygırların susuzluğunu
dindirdik. Biz de kendi suyumuzdan içtik. Motor kullanmak bir nevi spor
sayıldığından vücudunuzun susuz kalmaması lazım. En güzeli her molada
içebildiğiniz kadar su içmek. Su kaybı konsantrasyon bozukluğuna yol
açıyor. İşin özü acıkmadan yemek, susamadan içmek. |
|
Foto Alp |
|
Safranbolu |
|
UNESCO Dünya Mirası, Foto Alp |
|
Kırk dakika içinde Safranbolu'ya ulaşmıştık. Daha
önceki gezi yazılarımda çokça bahsettiğim için tekrar anlatmayacağım.
Daha önce o gezi yazılarımı okumayanlar
buraya ve
buraya tıklayarak
ilgili yol hikayelerini bulabilirler. |
|
Hıdırlık Seyir Terasından Safranbolu |
|
Cape Town'dan aldığımız şapkayı takan Alp emin adımlarla ilerliyor. |
|
|
|
Galiba birileri acıkmış, çok içli bakıyor yemeklere. |
|
Cinci Han'da öğle yemeğimiz. |
|
Safranbolu- Araç yolu |
|
Safranbolu'dan ikindi vakti ayrıldık. Önümüzde
yaklaşık 100 km manzaralı bir yol vardı. Manzara süper, süper olmasına
da yol yapım çalışmaları nedeniyle biz göremiyoruz. Araç mevkiinde duble
yol çalışması yüzünden taş toprak bir yola girdik. Üzerine önüme bir
kamyon düştü. Etrafı öyle bir toz dumana katıyor ki göz gözü görmüyordu.
Her yanım toz toprak oldu. Yaptıkları yol da bir şeye benzese. Toprağı
sıkıştırıp üzerine kum atıp düzlüyorlar. Sonra zift onun da üzerine
mıcır. Ne zaman kurtulacağız bu mıcır kepazeliğinden bilmiyorum. Sonra
denetleyemedikleri yük haddini aşmış kamyonlar o yolu bozuyor.
İlk kışta bozulan yerlere su giriyor, gece donuyor, yolu patlatıyor.
Oluşan çukurlar beceriksizce yamanıyor. Çukurlardan kaçmak isteyen
otobobiller de benim üstüme çıkıyor. |
|
|
|
Saat altı buçuk civarı Kastamonu'ya ulaştık. Garmin
sağolsun Toprakçılar Konağı'nın önüne kadar götürdü. Gerçi ben ona
inanmayıp esnafa da oteli sordum. Motorları konağın önüne park edip
serin avluya geçtik. Koca konakta bizden başka kimse yokmuş. Sağolsunlar
biz tek oda ayırtmıştık ama bize iki ayrı odayı anlaştığımız fiyattan verdiler. |
|
Foto Alp |
|
Toprakçılar Konağı |
|
Facebook güncellemesi: Kayi @ Kastamonu |
|
Konak 11 odadan oluşuyor. Ben 3 numarada kaldım. Alp ise 4 numaralı odada kaldı. Benim odam eski konağın "başoda"sıymış. Tavanı, fotoğraftan da görebileceğiniz gibi süslü. Alp'in odasında ise Türk hamamı köşesi vardı. Merkezdeki büyük hamamlar "Corner" vermişler konağa. Ben halimden oldukça memnun kendimi duşa attım. Evet İso doğru duydun duş. |
|
Benim odam: 3 Numaralı oda |
|
|
|
Alp'in odasında minik bir Türk Hamamı da vardı. |
|
Kapıdan çıkarken Alp'ten kısa mesaj geldi: "Uyuma
:)". |
|
Kastamonu Kalesi |
|
Bukefalos'a atladığımız gibi Kastamonu Kale'sine
çıktık. Kalenin girişindeki bilgi yazısı şöyle diyor: |
|
|
|
Foto Alp |
|
Kaleden panaromik Kastamonu manzarası |
|
|
|
|
|
|
|
Atabeygazi Camii (Nam-ı Diğer Kırkdirekli, 1273) |
|
Ahşap direklere ve tavana dikkat |
|
Kale'den şehre dönerken, Atabeygazi Camii'nin
önünde durduk. Şansımıza akşam ezanı okunuyordu. Cemaat namaza dururken
ben de bu atmosferi fotoğrafladım. İnternette pek kaynak bulamadım.
www.kastamonum.com
sitesinde sayın Turhan Yılmaz'ın cami ile ilgili açıklamaları şöyle:
|
|
Gece üç ayaksız kale manzarası |
|
Bir sonraki hedefimiz Saat Kulesi. Önce tepeye saat kulesi mi kurulur dedim ama düşününce de hak verdim adamlara. Sonuçta saatin şehrin her yerinden görülmesi lazım. Kale bir uçta, saat kulesi karşı uçta. Saat kulesinden ışıklandırılmış kaleyi fotoğrafladım ama makineyi sabitleme problemi çektiğim için çok net olmadı. Hala alamadık bir monopod. Muhtemelen siz de bu üç ayak, tek ayak serzenişlerimi okumaktan sıkıldınız :). Gelelim kulenin hikayesine. Saat Kulesi’ni Kastamonu Valilerinden Abdurrahman Nureddin Paşa 1884-1885 yıllarında yaptırmış ve saatini de Avrupa’dan getirtmiştir. Saat kulesinin çevresi yeşillendirilmiş. Hemen önündeki çay bahçesi olmasa daha iyi olurmuş. Sonuçta kulenin manzarasını bozuyor. Alt taraftaki çay bahçelerine bir şey demeyeceğim. Zaten bütün Kastamonu buradaydı herhalde. Akşam, püfür püfür esen rüzgar eşliğinde Kastamonu'nun ışıklarına bakarak çaylarını yudumluyorlardı. Bizim karnımız aç olduğundan Buke'yi Cumhuriyet Meydanı'na park edip meydanın karşısındaki Münire Medresesi'ne gittik. Tabi giderken şehrin ortasından geçen kanalı ve iki yakasını birleştiren tarihi Nasrullah Köprüsü'nü fotoğraflamadan edemedik. |
|
Saat kulesi |
|
Şehir merkezi |
|
Nasrullah Köprüsü |
|
El Sanatları Çarşısı |
|
Medrese günümüzde el sanatları çarşısı olarak hizmet
veriyor. Biz mederenin içini şöyle bir dolaşıp yemeğimizi yiyeceğimiz
Münire Sultan Sofrası isimli yöresel yemek çeşitlerinin bulunduğu şirin
lokantaya girdik. Garsonla biraz hoş beş ettikten sonra yiyeceğimiz
yemeklere karar verdik. Öncelikle yörenin meşhur "Ecevit Çorbası"'ndan
sipariş ettik. Aslında ben çorba istememiştim ama Alp'in
çorbasının tadına bakınca hemen bir tane de kendime söyledim.
Çorbanın üstüne ekşili pilav (bulgur ile yapılan ve içine bir sürü ot
konan bir yemek) aldık. Aslında bu da koyu bir çorba kıvamındaydı. |
|
Banduma |
|
Gelelim ana yemeklerimize. Önce Banduma geldi. Sonra Tirit. Hani türküsü var ya: "tiridine, tiridine, tiridine bandım bedavamı sandın para verip aldım :). İşte o türküdeki tirit. Yemekler hamur işi ağırlıklı. Banduma yufka ve hindi eti ile yapılıyor. Üzerine ceviz dökülüyor. Yavuz Beyin dediğine göre aslında kaz etiyle yapılırmış ama günümüzde kaz eti bulmak zor olduğundan hindi etiyle yapılıyormuş. |
|
Simit Tiridi |
|
Simit tiridi ise susamsız simitle yapılıyormuş. Et suyu ile ıslatılan simitlerin üzerine sarımsaklı yoğurt dökülüyor. En üste de kavrulmuş kıymalı sos ve tereyağı. Fotodan da gördüğünüz gibi nefis bir yemek. Bir nevi mantı ama daha hafif. Alp de ben de bayıldık. |
|
Kaşık helvası |
|
Ve tatlı kısmı. Kaşık helvası (un helvası) ile ev baklavası istedik. Helva çok başarılıydı. Bu helvanın üzerine baklava pek olmadı. Zaten şireli tatlıları yazın ben yiyemiyorum. Ama helvanın hakkını vermek lazım. Bir daha gidersem yemekten önce yiyeceğim. O zaman daha çok tatlı yiyebiliyorum :). Merak edenler için lokantanın internet sitesi: www.muniresultansofrasi.com |
|
Ev Baklavası |
|
Cumhuriyet Meydanı ve yukarıda Saat Kulesi |
|
Yemek sonrası Cumhuriyet Meydanı'nda biraz gezindik. Sonra ver elini konağımız. 4 saatlik uykuyla, 500km motor sırtında yol gelmiştim. Vücudum artık kendini kapatıyordu. Kafamı yastığa koyar koymaz uyudum diyecektim ki HaTiCe'ye mail geldi. Ulen İso bir elin ayağın rahat dursun dürtme de uyuyalım :). Poke İso! |
| 1. Bölümün sonu |
|
|
Copyright
©
Kayıhan Zeybek.
Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan
ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.