|
|
|
|
Ne zamandır Yenişehir İmren Kasabı'ndaki köfteler beni çağırıyordu. Alp'e "Al Çağla'yı da gel. Hem bak, Çağla da benim gibi köfte severmiş" dedim. Hafta içi yoğun kulisle Çağla'yı ikna ettik: Yol kısa, bol mola, motor bahane, köfteler şahane... Buke'nin bu yolculukta bir de misafiri var: Hillside'tan sevgili eğitmenimiz Didem. Parkur kolay olduğundan fazla yorulmadan manzaralı yolların keyfini çıkaracak. Bu yöreye geçtiğimiz senelerde motorla bir kaç kere gittiğimden, yeri geldiğinde önceki gezilerden alıntılar yapacağım. O yüzden bu gezi yazısını aşağıdaki gezi yazıları ile paralel okumanızı tavsiye ediyorum. Böylece gezdiğimiz yerlerle ilgili ansiklopedik bilgiye de ulaşabilirsiniz. İlgili yol hikayeleri: Cumalıkızık-İznik, İznik-Bilecik ve Mudanya . |
|
![]() Rotamız: Suadiye - Pendik - Yalova - Orhangazi - İznik - Yenişehir - Gemlik - Mudanya - Yenikapı |
|
|
Suadiye Beyaz Fırın |
|
|
Sabah Didem yolluk kurabiyeleri! ile beraber bana geldi. Onu Buke için hazırladık: Tuğrul'un motosiklet montu, yedek kaskım, yedek bellik, yedek eldiveler. Zaten bot giyip gelmesini söylemiştim. Bir pantolon eksiği vardı. Onda yok diye ben de pantolon giymedim ki hatırlayayım, ona göre kişneteyim Buke'yi. Biraz güvenlik diyelim ve araya bu paragrafı sıkıştıralım: Artçısına kask vermeyen ama kendisi kask takan motorculara gıcık oluyorum. Kasksız arkaya yolcu zaten alınmaz da alacaksan o zaman kaskını ona vereceksin. Sen de ona göre kullanacaksın. Motora yeni başlayan ya da başlayacak olanlara şöyle bir tavsiyem olacak: Mesafe kısa da olsa (bana evimin 300 metre yakınında araba çarpmıştı) motorda en azından kask, eldiven ve sağlam bir bot giymelisiniz. Sonuçta kaporta sizsiniz. Allah göstermesin düştüğünüz zaman yerle ilk temas noktalarınız kafanız, elleriniz ve ayaklarınız. O yüzden bu üçlü kritik. Duydun mu Çağla'cım. Eldiven ve bot :). Dönelim yol hikayemize. Suadiye Beyaz Fırın'da, bugün vereceğimiz sınırsız molalardan ilkini verdik. Alp ve Çağla'nın da bize katılmasıyla ekip tamamlandı. Güzel bir kahvaltıdan sonra Pendik'e doğru gaz açtık. |
|
|
Feribot sırasında |
|
|
Yalova'da feribottan inip Orhangazi üzerinden göl yoluna bağlandık. İznik gölünü seviyorum: Zeytinliklerin arasında tatlı virajlı geniş bir yol. Bir tarafınızda göl diğer tarafınızda bağ, bahçe, yer yer orman. Sevimli köylerin içine girip çıkıyorsunuz. İznik'e gelince motorla hızlı bir sahil turu attık. Bu arada Didem beni durdurup bir elma bahçesine daldı, tabi peşinden Çağla da. Göz hakkı neyin gibi cümleler kurup beni kandırmaya çalıştılarsa da ben izin almadığım için pek oralı olmadım. Tekrar motorlara atlayıp, Göl Kapı'dan geçip merkeze ulaştık. Buke park yerini hatırlamışçasına daha önceki gezide Onat ve Tahir'le motorları bıraktığımız yere gitti. Bu tarihi şehri dolaşırken beni ilk şaşırtan Ayasofya Müzesi oldu. İyice elden geçirmişler, yıkık minareyi ve olmayan çatıyı onarmışlar. |
|
![]() Ayasofya 2007 (Cumalıkızık - İznik Gezisinden) |
|
![]() Ayasofya 2007 (yıkık minare, olmayan çatı) (Cumalıkızık - İznik Gezisinden) |
|
|
Pencerelere cam takmışlar. Geçen gezinin fotoğraflarına bakınca oldukça kuvvetli bir resterasyon geçirdiğini gördüm. Umarım aslına uygun yapmışlardır. En son Trabzon'daki Sümela Manastırı faciasını sitenin takipçileri hatırlayacaktır. |
|
|
Ayasofya 2009 (Minareye ve çatıya dikkat) |
|
![]() Ayasofya 2007 (Cumalıkızık - İznik Gezisinden) |
|
|
Ayasofya 2009 |
|
|
Süleyman Paşa Medresesi'nde atölyelerden birinde |
|
|
İznik Yerel Gündem Genel Sekreteri Alp Aktaş: Bugünün gündemi köfte :) |
|
|
Ayasofya'dan sonra şehrin sokaklarında gezinmeye devam ediyoruz. Kızlara söz verdiğimiz gibi Süleyman Paşa Medresesine girip onları çini ve seramik dükkanlarını gezmeye yolluyoruz. Biz de Alp ile avluda çay, soda, kahve şeklinde takılıyoruz. Biraz fotoğraf, biraz HaTiCe... Gerçi 3G buralara daha gelmemiş. |
|
|
Bilinen en eski Osmanlı Medresesinin kubbe kemerlerinden biri |
|
|
Ne o müdür yoruldun mu? :) |
|
|
İncik, boncuk, küpe, yemeni alışverişi |
|
|
Sırada İznik'in kalbi diyebileceğim Yeşil Camii ve günümüzde İznik Müzesi olarak hizmet veren Nilüfer Hatun İmareti var. Yeşil Cami 1391, Nilüfer Hatun İmareti ise 1388 yılında açılmış. Ayasofya'nın tersine buralarda herhangi bir resterasyon çalışmasına denk gelmedim. 2007 yılında nasıl bıraktıysam aynen öylelerdi. |
|
|
Yeşil Camii |
|
|
Yeşil Camii |
|
|
|
|
|
Nilüfer Hatun İmareti |
|
|
İznik Müzesi |
|
|
|
|
|
Yeşil Cami'den sonra Lefke Kapı'ya gidip merkeze geri dönüş yoluna girdik. Yol üstünde bir başka çini çarşısına uğradık. Biz yine Alp ile gölgeye serilip susuzluğumuzu giderdik. Kızların gelmesiyle köfte olayına geçiş yaptık. |
|
|
Çini Atölyeleri |
|
|
Köfteye gel köfteye |
|
|
Kalabalık gezmenin bir sonucu olarak planladığım
saatte İznik'i terk edemedik. Karnım değil zil, katedral çanı gibi
çalıyordu. Yenişehir'e kadar sabredemeyeceğimden, geçen İznik gezimde
gidip de içeri giremediğim İmren Kasabına, nam-ı diğer Köfteci Yusuf'a,
gittik. Adamlar işi büyütmüşler. Beş altı masalı salaş lokanta kocaman
köfte plaza olmuş. Ayrıca bir sürü yere bayi açmışlar. Yakında
İstanbul'a da gelirse şaşırmam. Bahçede kendimize güzel bir yer
bulup siparişlerimizi verdik: Piyaz, ayran ve yarım kilo İmren köfte. O
da ne 5 dakika olmadan köfteler geldi. Servis çok hızlı, Berceste'yi
aratmıyor. Herkes kurt gibi acıkmış olmalı ki
köftelere saldırdık. On dakika sonra ikinci yarım kilomuza çatal
sallıyorduk. Kızlar yavaşladıysa da Alp ve ben üçüncü yarım kiloyu
sipariş etmiştik bile. Son tabakta Alp de yavaşladı ama Kayı durmaz.
İsocan bunlar hızıma yavaş kalıyorlar atla gel, ben ısmarlıyorum :). İlgilenenler için web adresini de vereyim: www.imrenizgara.com.tr |
|
|
Ekmek Kadayıflı Kaymak |
|
|
İznik Gölü |
|
|
İznik - Yenişehir yolu |
|
|
İznik'ten, elmalarımız, hediyelik çini eşyalarımız,
güzel fotoğraflar ve en önemlisi de dolu bir mideyle mutlu mesut
ayrıldık. Ve işte Yenişehir yolundayız. Gerçek motor yoluna girdiğimizi
Didem'e haber verdim: İniş-çıkış, viraj yönünden zengin dar bir yol
ve bakir bir doğa. Haydi bakalım sıkı tutun, viraj yapacağız . |
|
|
Yenişehir Saat Kulesi |
|
|
Yenişehir Tarihi: Yenişehir’in bilinen tarihi 14.yüzyıl’ın başlarına kadar uzanır. Her ne kadar daha önceki yüzyıllarda bu yörede “NEOPOLİS” adında Bizans şehrinin varlığından bahsedilse de, bu konuda ciddi bir belgeye rastlanamamıştır. Osmanlı'nın beylikten devlet haline geçtiği yıllarda Köprühisar ve Yarhisar’ın zaptedilmesinden sonra Yenişehir ovasını da topraklarına katan Osman Bey bu bölgeyi gazilerine kılıç hakkı olarak yurt edinmeleri için vermiştir. Yenişehir ilk defa o zaman iskana açıldığı için bu isim ile bilinir olmuştur. Bu konuda Uludağ Üniversitesi Öğretim görevlisi Doğan ŞENYÜZ’ün yaptığı araştırmalardan bilindiği kadarıyla Aşıkpaşazade tarihçesinde Yenişehir’in kuruluşu bu şekilde anlatılmaktadır. Yine İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI’nın Osmanlı Tarihi adlı kitabında da “Ovada bir Türk şehri kurulmuş ve harp sahasına yakın olması dolayısıyla karargah yapılmıştır” ifadesine yer verilmiştir. Bu bilgiler ışığında Yenişehir’in bir Türk şehri olarak kurulduğu ve ikamete açıldığı anlaşılmaktadır. 680 yıllık bir Türk şehri olan Yenişehir 27 Ekim 1920 ile 6 Eylül 1921 tarihleri arasında Yunan işgaline uğramış, 6 Eylül 1921 tarihinde işgalden kurtarılmıştır. Köylerin kuruluşu ise daha eskiye dayanmaktadır, örneğin Yarhisar köyünün Bizans döneminde Tekfur Kışlası olduğu bilinmektedir. Aynı şekilde Akbıyık ve Süleymaniye köylerinde Bizans döneminden kalma tarihi kalıntılara (kale) rastlanmıştır. Osmanlılar şehirde bir çok tarihi eser inşa etmişlerdir. Günümüze kadar gelen eserlerden ilçe merkezinde ki 17 camiden 10 tanesi Osmanlı dönemine aittir. Yine köylerimizde de yapılan camilerin ve hamamların bir kısmı Osmanlı döneminde yapılmıştır. İlçemizdeki diğer tarihi eserler Babasultan Zaviyesi, Sinanpaşa Camii ve Kervansarayı, Çiftehamamlar, Süleymanpaşa Camii ve Türbesi, Saray Hamamı, Şemaki Evi. Kaynak: www.yenisehir.gov.tr |
|
|
Yenişehir Şemaki Evi Müzesi |
|
|
Kışlık |
|
|
Yukarıda saat kulesi ile kurduğum cümlenin aynısını
burada da kuruyorum. Neden ilgili yörenin kamu web sitelerinde Şemaki
Evi Müzesi'yle ilgili bilgiye
ulaşamıyoruz. Kültür Bakanlığı'nın sayfasında bir şeyler çıkıyor onun da
içi boş. Neyse aynı kaynaktan anlatmaya devam: |
|
|
Üst kat avlusu |
|
|
Biz evi gezerken hava epey sıcaktı ama evin içi klimalı gibi serindi. Bize bir amca eşlik ediyordu ama görevli mi yoksa fahri olarak mı bizi gezdiriyor anlayamadım. Ev ile ilgili bir kaç bilgi de o verdi. Sizin fotoğraflardan da görebileceğiniz gibi kapı ve pencereler Ortadoğu işi, kubbeli ve işlemeli. Evin kapıları biraz küçük, sanki hobbitler için yapmışlar. Bizim mihmandar amcaya göre o zamanın insanları uzunmuş (Kayı bıyık altından güler) ve odaya girerken saygıdan eğilsinler diye kapılar alçak yapılırmış (Kayı alanen güler). İnsanlar kısaymış işte. Zaten bizim milletin de boyu şu son on, on beş senede uzadı. Ekmek sever bir milletiz ya, ekmekle de ancak bu kadar uzarsın. Bence adamlar kısa ama zekiymiş: Kapıları küçük yapıp ısı izolasyonu sağlamışlar :). |
|
|
|
|
|
Selamlık |
|
|
Üsküdar'dan Boğaz (Tarif üzerineyapılmış) |
|
|
Acem işi pencere ve tavan süslemeleri |
|
|
Harem |
|
|
Bebek Odası |
|
|
Alçak ve küçük kapılar |
|
|
Şemaki Evi'ni gezdikten sonra Yenişehir'den ayrılıyoruz. Yaptığımız istişareye göre Solöz-Gemlik-Kurşunlu üzerinden Mudanya'ya gideceğiz. Ben belki virajlı yollarda artçılarımız yorulur diye ana yolu önermiştim ama Didem ara yolları daha çok sevmiş. Eh, bu yollar hem benim hem de Buke'nin daha çok işine gelir. Zaten sert poyraz var, içeri kaçar saklanırız rüzgardan. |
|
|
Solöz - Gemlik Yolu |
|
|
Çirkin duble yoldan ayrılıp yine manzaralı, virajlı ara yollara giriyoruz. Yata kalka yol alırken Didem bana sağdaki bitkileri işaret edip Buke'yi durdurdu. Meğer böğürtlenmiş bunlar. Motordan inip böğürtlen toplamaya başladı. Bir kaç tane de bana ikram etti. Yol kenarı olduğu için teklifini kabul ettim. Gayet de lezzetliydi böğürtlenler. Ben genelde sadece manzara için dururum. Böğürtlen toplamak için durmak, bu gezide yaşadığım ilklerden biri oldu. İyi de oldu :). |
|
|
Böğürtlen Molası |
|
|
İznik Gölü |
|
|
Kurşunlu Sahilleri |
|
|
Mütareke Evi |
|
|
Mudanya'ya akşam üstü ulaştık. Ne yazık ki Mütareke Evi kapanmıştı, gezemedik. Mudanya'nın eski yalı ve konaklarını gezip sahildeki bir çay bahçesine oturduk. Ben köftelerden mi bilmiyorum içten alev almış yanıyordum. Yonca maçından çıkmışçasına susamıştım ve ne kadar su içsem içimdeki yangını söndüremiyordum. Alp'in söylediği çayların yanında Didem'in yolluk olarak yaptığı güzel kurabiyeleri yedik. Motorda yolluk bulundurmak da benim için ilklerden biriydi. |
|
|
Mudanya Sahilleri |
|
|
Mütareke Anıtı |
|
|
Barışın sembolü ve arkasında Mütareke Evi |
|
|
Çay bahçesinden manzara |
|
|
Müdür bilet almaya çalışıyor |
|
|
Hava kararırken biz de saat sekizdeki feribotumuz
için Güzelyalı'ya doğru yola koyulduk. Yolda arkama densizin biri düştü.
Ne zevk alıyorlar motorun dibinden dibinden gitmekten anlamıyorum. Sanki
önümüz boş biz çekilmiyoruz. |
|
|
Mudanya |
|
|
Feribotun arkasında bıraktığı su ve köpük sütunu |
|
|
Alp feribotta ortaya güzel bir fikir attı: "Akşam herkes
gezi hakkında bir paragraf yazıp Kayı'ya yollasın. O da Yol Hikayesi'nin
sonuna eklesin". Tamam işte ekliyorum ben de. Didem'in Gezi Notları: Sabah tatlı bir heyecanla uyandım. Bugün motorla ilk uzun yol tecrübemi yaşayacaktım. İçimde biraz tedirginlik olsa da Kayı'ya olan güvenim (otomobilde güvenmiyorum o ayrı :)) beni rahatlatıyordu. Yalova'da feribottan indik ve işte yoldayız. İznik'e manzaralı bir yoldan ulaştık. Göl kenarındaki meyve ağaçları iştah kabartıcı bir şekilde bizi çağırıyordu. Çağla ile elma ağaçlarının arasına daldık. Kayı'ya yediremediysek de biz afiyetle elmaları mideye indirdik. İznik umduğumdan daha güzel bir şehirmiş. Önce şehirde kültür turu yaptık sonra çini atölyelerinde alışveriş yapıp kendimiz yapamasak da çinilerin nasıl boyandığını yerinde izledik. Öğle yemeğimizi unutamayacağım. Mideye indirdiğimiz 1.5 kg köftenin üzerine, Kayı'nın kaymaklı ekmek kadayıfının da tadına baktık. Yolu İznik'e düşenler bu lezzetleri mutlaka tatsınlar. Düşmeyeler de beklesinler, bir kaynağa göre İstanbul'da da şubesi açılacakmış. İznik Yenişehir arasında böğürtlenleri görünce Kayı'yı bir kere daha durdurdum. Çocukluğum aklıma geldi. O zamanlar da babamı durdurur, hüpletirdim böğürtlenleri. Bu sefer Kayı da yedi böğürtlenlerden :). Gezimizin en güzel yolundayız: Kurşunlu-Mudanya arası. Kurşunlu'da tepeleri aşıp aradan denizi gördük ve denize paralel giden, yeşille mavinin kol kola girdiği, yoldan Mudanya'ya geldik. Mudanya sahilinde çaylar içildi, arkadaşlarıma yaptığım kurabiyeler yendi. Feribota bindiğimizde yorgunluktan koltuklara yayıldık ama hepimizin yüzünde, günün mutluluğu vardı. İstanbul'da, koca bir günün nasıl bittiğini anlayamadan, suratımda güzel bir gülümsemeyle indim motordan. Bu güzel yolculuğu paylaştığım arkadaşlarıma teşekkür ediyorum ve tabi beni misafir eden Buke'ye de :). |
|
| Alp'in gezi ile ilgili paragrafı! | |
| |
|
Diğer gezi hikayeleri için buraya tıklayın. |
|
|
YayınTarihi: 18 Ağustos 2009 |
Copyright ©
Kayıhan Zeybek.
Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki
fotoğraf
ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.