|
4 - 14 Kasım 2011 |
|
|
|
Didem'in Zumba aşkına kendimi yine Avrupa'da buldum. Didem; Nieuwegein (Hollanda) ve Frankfurt'ta (Almanya) yapılacak olan iki ZIN Day'e (Zumba eğitmenlerinin koreografi çalışması) katılacaktı. Ben de Kurban Bayramı tatilini fırsat bilip peşine takıldım. Böylece Bremen'de yaşayan kadim dostum Volkan'ı ve sevgili ailesini, hem de Volkan'ın doğum gününde, ziyaret edecektim. |
|
|
|
|
| 4 Kasım Cuma Uçağımız saat on bir civarı Düsseldorf'a indi. Europcar'dan kiralık aracımızı teslim alırken bizi bir sürpriz bekliyordu. Ben VW Passat ayırtmıştım ama onlar bana Opel Zafira'yı uygun görmüşler. Geçen sefer de BMW 1 Serisi yerine Ford C-Max vermişlerdi. Beni neden böyle aile arabalarına layık gördüklerini bilmiyorum ama Alman otobanlarındaki sürat hayallerim yine bir başka bahara kaldı. En azından bavullarımız rahat edecekti. |
|
|
|
|
|
Arabayı Altstadt'a yakın bir otoparka koyup bu güzel şehri gezmeye başladık. Almanya'nın (bir çok gezene göre) en Avrupai kenti olan Düsseldorf'a ikinci gelişim. En yaşanabilir kentler sıralamasında 2010 Mercer Listesine göre 6. sırada yer alan Düsseldorf Almanya'nın en büyük 7. şehri konumundadır. Önemli bir finans ve iş merkezidir. Düsseldorf Messe (Fuarı) ise Dünya'nın en önemli ticaret fuarlarından biridir. |
|
|
|
|
|
Şansımıza hava çok güzeldi. Öyle ki havalimanından şehre gelene kadar klima açmak zorunda kaldım. Gömlek üzeri kazak ile Altstadt'ı, şehir parkını ve nehir kenarını dolaştık. Bir balık lokantasında acıkan karnımızı doyurduktan sonra Didem alışveriş caddesi olan Königsallee'de gezdi, ben de fotoğraf çektim. |
|
|
|
|
|
Hava karardıktan sonra nehir kenarında birer kahve içip Hollanda'ya doğru yola koyulduk. ZIN Day'in yapılacağı Nieuwegein, buradan 200km uzakta, Amsterdam'ın hemen altında yer alıyordu. Rahat bir yolculuktan sonra otelimizi, Garmin sağ olsun, rahatça bulup dinlenmeye çekildik. |
|
|
|
5 Kasım Cumartesi Didem için önemli bir gün. İlk defa bir ZIN Day'e katılacak. Kahvaltıda ünlü Zumba eğitmenleri ile aynı otelde kaldığımızı anlayınca heyecanı daha da arttı. Tanya ile aynı otelde kalıyormuşuz! Benim, Kobe ile aynı otelde kalmam gibi bir şey bu Didem için. Kahvaltıdan sonra onu ZIN Day'in yapılacağı kongre merkezine bırakıp Den Haag'a (The Hague) doğru yola koyuldum. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yaklaşık 40 dakikalık bir otoban yolculuğundan sonra Den Haag şehrine ulaştım. Otoban şehrin yeni yüzü olan gökdelenlerin altından geçerek eski şehre doğru devam ediyor. Buradan sonra da yerini şehir içi yollara bırakıyor. Ben etrafı izlerken gireceğim sapağı kaçırıp tekrar otobana çıkmak zorunda kaldım. Hollanda'nın üçüncü büyük kenti olan Den Haag'da ilk hedefim Avrupa'nın en büyük klasik otomobil koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan Louwman Museum. |
|
|
|
Müze saat onda açılıyormuş. Ben on beş dakika kadar erken geldiğimden müzenin hemen yakınındaki parka gidip biraz fotoğraf çekip vakit geçirdim. Sonra iki aslan heykelinin arasından geçip müzeye girdim. Bu iki aslan heykeli daha önce burada olan ve 1985 yılında kapanan yine Louwman ailesine ait olan hayvanat bahçesinden yadigar kalmış. Hollandalı otomobil ithalatçısı Piet Louwman tarafından, 1934 yılından beri biriktirilen otomobiller, 1968 yılında ilk Louwman Müzesini oluşturmuş. İki şehir değiştiren müze, şimdilerde oğul Evert tarafından Den Haag şehrinde, yeni binasıyla bir müze olarak 2010 yılında halkın ziyaretine açılmış. Müze bahçesinin peyzajı da görülmeye değer. Müzenin açılmasını beklerken bir süre de bu güzel bahçede dolaştım, fotoğraf çektim. Müzeye giriş 13,50 Euro. 5 Euro da otopark için veriyorsunuz. Gişede verilen jetonu kaybetmeyin zira otoparktan çıkışta onu kullanıyorsunuz. |
|
|
|
Müzede 230'un üzerinde klasik otomobilin yanı sıra motosikletler, heykeller, resimler, posterler ve otomobil ile ilgili çeşitli eşyalar (piknik çantaları, zamanın benzin pompaları vs.) sergilenmekte. Bazı parçalar oldukça nadide. Eğer otomobillere meraklıysanız ve yolunuz Amsterdam civarına düşerse (Amsterdam - Den Haag yaklaşık 40-50km) bu müzeyi mutlaka ziyaret edin. Ben çok keyif aldım kendi ziyaretimden. Louwman Müzesi gezimi ayrı bir yol hikayesi olarak buradan okuyabilirsiniz. |
|
|
|
|
|
Yaklaşık iki saat ve yüzlerce fotoğraftan sonra bu güzel müzeyi arkamda bırakıp sahilin yolunu tuttum. Scheveningen denen bu bölge, yazın oldukça canlı oluyormuş. Soğuk Kuzey Denizi'ne bu mevsim giren yoktu :). Lakin güzel havanın etkisiyle bir çok insan sahilde güneşleniyor, yürüyüş yapıyordu. Ben de yaklaşık bir saatlik bir yürüyüş yaptıktan sonra eski şehir merkezini görmek için buradan ayrıldım. |
|
|
|
|
|
|
|
Den Haag dar kanalları ve sevimli evleriyle beni karşıladı. Park yeri ararken arabayla şehri epey dolaştım. Açık parklara güvenemediğim için navigasyondan kapalı bir otopark beğenip arabayı oraya bıraktıktan sonra kendimi sokaklara attım. Den Haag Güney Hollanda'nın baş şehri. Kraliyet ailesi de burada yaşıyor. Yine Uluslararası Suç Mahkemesine, Uluslararası Adalet Divanına (Lahey Adalet Divanı olarak biliyoruz), elçiliklere, Hollanda Parlamentosuna ev sahipliği yapıyor. Bütün bunlara rağmen Hollanda'nın başkentinin Amsterdam olması enteresan. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Saat dörde doğru Den Haag'dan ayrılıp Nieuwegein'e geri dönüp Didem'i aldım. Zin Day çok iyi geçmiş. Otelde hazırlandıktan sonra akşam yemeği için Utrecht'e gitmeye karar verdik. Utrecht, Hollanda'nın 12 eyaletinden en küçüğü. Otelimizin bulunduğu Nieuwegein de Utrecht Eyaletine bağlı. Eyaletin baş şehri de aynı adla anılıyor ve Hollanda'nın ortasında yer aldığından önemli bir kavşak noktası. Hollanda'nın dördüncü büyük kentini akşam karanlığında fotoğrafladım. Akşam yemeğimizi bir Hint Lokantasında yedik ve oldukça memnun kaldık. Yemekten sonra da biraz şehri dolaşıp otele geri döndük. Yarın erken kalkıp Amsterdam'a gideceğiz. |
|
|
|
|
| 6 Kasım
Pazar Sabah güzel bir kahvaltıdan sonra Amsterdam yoluna koyulduk. Nieuwegein'den Amsterdam arabayla yarım saat uzaklıkta. Pazar sabahı olması nedeniyle trafik yoğunluğu oldukça düşük. Tıpkı Düsseldorf gibi Amsterdam'a da bu ikinci ziyaretimdi. Arabayı merkez tren istasyonun altındaki otoparka bırakıp bu özgürlükler şehrini gezmeye başladık. Geldiğimizden beri tepemizde parlayan güneş bugün bulutların arkasında saklanıyordu. Hava da serinlemişti. |
|
|
|
|
|
|
|
Amsterdam'ı gezmeye şehirle özdeşleşmiş olan kanallarından başlamayı uygun gördük. Zamanında şehrin korunması için yapılan bu kanal ağı şehre ayrı bir güzellik katıyor. 90 adası ve 1500 köprüsü ile Kuzeyin Venedik'i olarak anılan Amsterdam Hollanda'nın en çok, Avrupa'nın da sayılı turist çeken kentidir. Yaklaşık bir saat süren kanal yolculuğumuzda şehrin önemli kanallarını gezip önemli binalarını gördük. Bol bol da fotoğraf çektik. |
|
|
|
|
|
Amsterdam Hollanda'nın en büyük şehridir. Başkent olmasına rağmen parlamento barındırmaz. Parlamento dün gezdiğim Den Haag şehrinde yer alıyor. Bunun dışında çok önemli bir kültür şehri. Bir çok önemli müzeye ev sahipliği yapıyor. Bunların en önemlileri Rjiks Müzesi ve Van Gogh Müzesidir. Biz sadece bir gün geçireceğimiz için bu müzeleri pas geçtik. |
|
|
|
|
|
Amsterdam tam bir bisiklet şehri. Şehir içinde ulaşımın büyük kısmı bisikletler ile sağlanıyor. Kırmızıya boyalı bisiklet yollarının bazıları o kadar geniş ki araba yolu sanabilirsiniz. Ben kendi adıma, sabah şehre girerken bir tanesini araba yolu sanıp girdim. Neyse ki sabahın erken saatleri olması nedeniyle herhangi bir kazaya karışmadan yolu terk ettim. Diğer toplu taşıma sistemleri otobüs, tramvay ve metro. Ayrıca kanallarda deniz taksileri ve deniz otobüsleri de hizmet veriyor. |
|
|
|
|
|
|
|
Kanal gezintimizi bitirdikten sonra Damrak Caddesi'nden Dam Meydanı'na doğru yürüyüşe geçtik. Oldukça kalabalık olan bu turistik caddede sağlı sollu bir çok lokanta yer alıyor. Her çeşit yemek bulabilirsiniz ama ağırlıklı olarak Arjantin Bifteği lokantaları var. Artık Türkiye'de de olan kızarmış patates dükkanlarından birinden Didem heves edip büyük boy patates aldı. Öyle çok patates vardı ki ikimizi de doyurdu. Artık akşama kadar acıkmayız. Tabi benim düşük glisemik indeksli besin diyetim yalan oldu. Ama patates de çok güzeldi :). |
|
|
|
|
|
Sonunda meşhur Dam Meydanı'na ulaştık. Sokak sanatçıları Didem'in ilgisini çekti. Sen bir de La Rambla'dakileri gör dedim. Biraz fotoğraf çektikten sonra Didem'in isteği üzerine Madam Tussoud balmumu müzesine girdik. Bilmeyenler için kısa bir açıklama yapayım. Dünya'daki meşhurların balmumundan heykellerinin sergilendiği bir müze burası. Dünya'nın bir çok yerinde (4 kıta, 13 şehir) şubeleri var. Didem burayı o kadar beğendi ki hemen hemen bütün heykellerle fotoğraf çektirdi. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Madam Tussaud Müzesinden çıktıktan sonra şehrin diğer hareketli yerlerinden meşhur Red Light'a gittik. Hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Karnımız da acıkmıştı. Karşımıza kocaman bir peynirci çıkınca içeri girdik. İçerde peynirin nasıl yapıldığını görebiliyorsunuz. Ayrıca bir çok peyniri tatma şansınız var. Hatta isterseniz cüzi bir ücret karşılığı size şaraplı peynir tadımı yapabilirsiniz. Biz üst üste iki peynirciye girip bir sürü peynir tattık. Beğendiğimiz peynirlerden bir kaç paket aldıktan sonra Arjantin Bifteği yemek için tekrar şehrin sokaklarında dolaşmaya çıktık. Hava iyice kararmış, yaklaşan Noel için ışıklandırılan evler ve caddeler sıcak bir atmosfer yaratmıştı. |
|
|
|
|
|
Yarım saat kadar dolaştıktan sonra Damstraat üzerinde gözümüze kestirdiğimiz bir lokantaya girdik: CAU (Carne Argentina Unica). Lokantanın ambiyansı oldukça hoştu. Daha geç saatlerde bar olarak hizmet veriyor sanırım. Etler de fena değildi ama Günaydın'ın antrkotlarını tercih ederim. Et demişken Etiler'e Nusret diye güzel bir et lokantası açılmış. Alp çok beğenmiş. En kısa zamanda gitmemiz gerekiyormuş :). |
|
|
|
|
|
Yemekten sonra bu güzel şehri tekrar dolaştık. Yarın sabah erkenden Düsseldorf civarındaki Bocholt'a gidip Esma Buran'ın Zumba dersine katılacağımız için (yanlış anlamayın ben kameraman olarak katılacağım) istemeye istemeye arabayı bıraktığımız otoparka döndük. 10 saat için 42 Euro otopark ücreti verince Hollanda'da neden bisiklete bu kadar çok binildiğini daha iyi anladım :). Sakin bir yolculuktan sonra Nieuwegein'deki otelimize ulaştık. Yarın Almanya'ya geçiyoruz, sabahtan Zumba Party, akşama Volkan'ın doğum günü partisi var. 1. Bölümün Sonu |
|
|
|
Share | |