|
|
|||
|
Her şey basketbol oynarken Selçuk Ağabey'in motorlu Karadeniz gezisine beni davet etmesiyle başladı. Ne zamandır hayalimdi. Buke'nin üstüne atlayacağım o yayla senin bu yayla benim dolaşacağım. Geçen sene GSA olarak kısa ama dolu dolu bir Trabzon-Rize turuna imza atmıştık. Artık Rize'nin de doğusunu görmek istiyordum. Karar vermiştim Selçuk Ağabey'in grubuna dahil olacaktım. Hoş önce iptal tehlikesi yaşadım. Didem ile yapacağım Çeşme tatili bu turla çakışıyordu. Sonra Karadeniz Turu bir hafta rötar yaptı. Benim de işime geldi ama bu sefer de hem omuz sakatlığım nüksetmiş hem de Buke'ye bir haller olmuştu. Kontağı döndürüyorum ama koca aygır çalışmıyor. Neden sonra ışıklar kendine geliyordu. Ben de geziye Buke'siz katılmaya karar verdim. Şimdi yaylanın tepesinde çalışmaz, uğraş dur... Araba ve uçak işlerini Çeşme'den gelir gelmez hallettim. Konaklama işini ise grup halledecekti. Grup demişken biraz binici ve binekleri tanıyalım. Grubun üç üyesi KBB doktoru. Ersan ise işitme cihazları satan bir şirketin (www.idis.com.tr) ortağı. Hatta diğer ortak Nurkan da gruba Fatsa'da dahil olacak ama ben ne yazık ki bu gezide onunla tanışamayacağım. Zira Perşembe akşamı Trabzon'dan İstanbul'a geri dönecektim. Prof Dr
Selçuk İnanlı - BMW K1300GT |
|||
|
|
|||
|
26 Temmuz, Pazartesi Sabah beşte Selçuk Ağabey'i evinden alıp Atatürk Hava Limanı'na gittim. Fatih ve Ender Ağabeyler bizi hava limanında bekliyordu. Ersan da uçağın kalkmasına az bir vakit kala gelip kafileye katıldı. Uçağımız yediyi beş geçe kalkacaktı ama hafta başı yoğunluğundan olsa gerek yarım saat geç havalandık. Trabzon'a indiğimizde güzel bir güneş bizi karşıladı. Herkes çok mutluydu. Zira geçen hafta buraları sel götürmüştü. Ben kiralık arabamı teslim aldım. Jip beklerken sedan arabaya razı oldum. Cirlop gibi motorlar kamyon ile Trabzon'a gelmiş, kapının önünde binicilerini bekliyordu. Elbiseler giyildi, kasklar takıldı. Yaklaşık yarım saat sonra dört motor, bir arabadan oluşan konvoyumuz yola çıkmaya hazırdı. Ah ah keşke her şey yolunda gitseydi de Buke de burada olsaydı diye düşündüm. |
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
Karadeniz sahil yolunda mahşerin 4 atlısı önümde süzüle süzüle yol alıyordu. Manzara şahaneydi. Ben arabanın içinde onları fotoğraflıyordum. En azından rahat rahat fotoğraf çekebileceğim diye kendimi avuttum. İlk durağımız Çaykur Rize tesisleri. Rize'ye hakim bir tepeden, çam ağaçlarının gölgesinde çaylarımızı yudumladık. Hava çok sıcak. Biniciler epey terlemiş ve susamışlar. Onların harareti dindikten sonra tekrar yola koyuluyoruz. |
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
Geçen sene GSA olarak Ayder sapağına kadar gelmiştik. Şu an daha önce geçmediğim yollardaydım. Hoş Karadeniz Sahil Yolu hep aynı. Sonuçta Hopa'ya kadar solunuz Karadeniz sağınız yeşillik denizi :). Çayeli'ni de geçtikten sonra Şelale Tesislerinde öğle yemeği için mola verdik. |
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
Karadeniz gezileri insanın hem gözüne hem de midesine hitap ediyor. Yörenin yemeklerini ben çok seviyorum. Balık çorbası ile açılışı yaptık ki herkes çok beğendi. Sonra mıhlama. Nefis mısır ekmeğini katık yapıp balıklama daldım sahana. Bu arada doktorlar kollestrol gibi laflar ediyordu ama bu konuşmalar bana Kaf Dağının ardından geliyordu sanki. Bayılıyorum mıhlamaya. Sonrasında gelen mezgit tava ise bildiğiniz lokumdu. Finali laz böreği ile yaptık. Gezide en memnun kaldığım şeylerden biri de havuz sistemi oldu. Ortak toplanan paralar yemek ve konaklamaya harcanıyor. Eh onlar az yiyor, beni bilenler anladı ne dediğimi. Yol boyunca bu sistemden faydalanacaktım. Ender Ağabey bir ara "Ben az yiyorum aynı parayı ödüyorum" diye söylendiyse de sonraki günlerde motor kullanmanın verdiği yorgunluktan olsa gerek aklına bir daha böyle tehlikeli düşünceler gelmedi :). |
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
Bu arada biz yemek yerken içeri tonton bir motorcu girdi: Ümmet Perkitan. Scooteri ile Türkiye turu yapıyormuş. Şimdi de 29 Temmuz'daki Batum Motosiklet Festivali'ne gidiyormuş. Bizimle fotoğraf çekildi. Buyrun bu da internet sitesi: www.perkitan.com |
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
Tekrar yola koyulduk. Bu sefer tempomuz biraz daha hızlı. Hopa'yı geçip Sarp Sınır Kapısı'na ulaşıyoruz. Burada hatıra fotoğrafı çekiliyoruz. Bu kadar cancanlı motor bir arada olunca çok ilgi çekiyor. Halk hemen çevrelerini kuşatıyor. Klasik sorular başlıyor: Kaç para, kaç yapıyor, nerden geliyorsunuz.... GT'ler varken pek GS ile ilgilenmiyorlar. O yüzden Ersan sorulardan yana rahat. |
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
Tekrar Hopa'ya geri dönüp Artvin yoluna giriyoruz. Bu arada ben ışığa takıldığım için gruptan kopuyorum ama sağ olsun Ersan beni bekliyormuş. Beraber Artvin'e doğru tırmanışa başladık. O da ne, bizim kiralık eşek yokuş çıkmamakta direniyor. Gaza sonuna kadar basıyorum ama 70 km/saati aşamıyorum. Biraz vitesle oynuyorum ama yok. Ersan bana yol boş geç işareti veriyor. Ben hızlanmaya çalışıyorum tam devrini buluyorum Ersan dur gelme diyor. Derken grubun diğer elemanlarını manzaralı bir yarda bizi beklerken buluyoruz. Hemen fotoğraf molası veriyoruz. |
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
Tekrar yola koyulduk ama bu aygırları takip edebilmek ne mümkün. Esas motosiklet yolu başladığından beri manzaralı dağ yollarında viraj yapmaya başladılar. Benim eşek, karşısına çıkan ilk otomobilde pes ediyor. Ben onu sollayana kadar grup kopup gidiyor. Onları bir dahaki mola yerine kadar göremiyordum. |
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
Yollar düzgün, manzara şahane... Çoruh, dağları yara yara akıyor. Artvin'i geçip Şavşat'a doğru dönünce tabiat birden değişti. Yemyeşil tepeler yerini çorak zirvelere bıraktı. Nem de azalmıştı. Sonra bir dağ daha döndük ve yine yeşilin koynunda bulduk kendimizi. Artık Şavşat'a yaklaşmıştık. Yükselmeye davam ediyorduk. |
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
Sonunda Şavşat'a vardık. Fatih Ağabey zamanında burada görev yapmış. Hastahane müdürü Erkan Bey bize mihmandarlık yapacaktı. Seyir tepesine gidip Şavşat'a yukardan baktık. Doğa harika ama binalar o güzel doğanın içinde çıban başı gibi duruyor. Ne kadar çirkin bir yapılaşma. Bu konuya geçen sene yaptığım Trabzon-Rize gezisinde de değinmiştim. Ne yazık ki bizim milletin şehircilik anlayışı ve estetik zevki Avrupa'nın çok gerisinde. Ve emin olun bunu sadece gelir düzeyi ile açıklayamazsınız. Çünkü bazı zenginler de köylerine yazlık yaptırıyor ama o kadar paraya böyle çirkin yapılar nasıl inşa ediliyor görmeniz lazım. Devletin bu çirkin yapılaşmaya dur demesi lazım. |
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
Aslında Karagöl'e de bugün gidecektik ama artık güneş batıyordu. Seyir tepesinde çay içip yorgunluk attık. Daha sonra Erkan Bey'i de yanımıza alıp (benim arabaya tabi ki) gece kalacağımız Laşet Tesisleri'ne doğru yeniden yola koyulduk. Laşet Tesisleri Ardahan yolu üzerinde. Eskiden alabalık çiftliğiymiş. Şimdi hem lokanta hem de otel olarak hizmet veriyor. Üstelik rakı da var :). |
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
Laşet'e bir kaç kilometre kala bir başka seyir tepesinin önünde duruyorum. Bu sefer önden ben gittiğim için motorlar da beni taklit edip duruyorlar. Fatih Ağabey ile biz seyir terasına çıkıyoruz. Diğerleri aşağıda beklemeyi tercih ediyor. Halbuki manzara nefes kesici. Hani Heidi'nin Türk versiyonu olsa ancak burada çekilir. Fotoğraf faslından sonra çeşmeden kana kana buz gibi su içtim. Tabi çeşme - Kayı kompozisyonlarıma bir yenisini ilave etmeyi de unutmadım. Fatih Ağabey sağ olsun bu anı ölümsüzleştirdi. |
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
Tekrar yola koyulduk. On dakika sonra tesislere ulaşıp odalarımıza yerleştik. Yemeğe inerken şansımıza elektrikler kesildi. Fark etmez herkes kurt gibi aç. Gürül gürül akan derenin yanına kurulduk. Az sonra Erkan Bey de gelip bize katıldı. Gelsin salatalar, alabalıklar, kaburgalar, kebaplar... Eh yanında da rakı tabi. Haliyle o gece Türkiye'yi 2-3 kere kurtardık. Ama yol yorgunluğu da yavaş yavaş üzerimize çöküyordu. Şavşat 92 yerine odalarımızın yolunu tuttuk :). Ha gideceğimizden değil klasik motorcu geyiği işte. |
|||
|
|
|||
|
|
|||
|
Yastığa başımı koyduğumda tatlı bir yorgunluk vardı. Kendimi hafiflemiş ve çok mutlu hissediyordum. Yeni arkadaşlarımla hemen kaynaşmıştım. Çok eğlenceli bir grup. İyi ki gelmişim. Yavaş yavaş kendimi uykunun kollarına bıraktım. Yarın uzun bir gün olacak hem de düşündüğümüzden de uzun ve zor bir gün. Ah bir de Bukem yanımda olaydı. |
|||
|
1. Günün sonu |
|||
|
|
Copyright ©
Kayıhan Zeybek.
Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan
ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.