|
|
|
|
Günlerden Pazar. İstanbul'da hava bulutlu. Normalde
şehir dışında olacaktım ama Bozöyük müsait olmadığından Alp'in doğum
günü şerefine düzenlenen, boğazda tekne turuna katıldım. Gerçi havanın
durumu hiç de iç açıcı değildi ama önemli olan beraber olmak, keyifli
vakit geçirmek. Zaten yağmur da yağsa yine denize girmeyi kafaya
koymuştum. Gayet de güzel olur yağmurda deniz, tavsiye ederim. |
|
|
Teknemiz: Enjoy |
|
|
Şirin boğaz beldemiz Bebek'i, arkamızda bırakırken |
|
|
Teknemiz Enjoy, bizi Bebek Cafe'nin önünde bekliyordu. Alp ve eşrafı gelmiş bize el sallıyorlardı. Arkamda yol boyunca kıpraşan İsocan'ı indirip Buke'yi park ettim. Teknemize yerleştikten sonra baş üstüne gidip boğazı seyre daldık. Ben fotoğraf ekipmanlarımı yanıma almıştım ama biraz hava muhalefeti vardı. |
|
|
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü |
|
|
Rumeli Hisarı |
|
|
İsocan Uşağum Rumeli Hisarı'na karşı |
|
|
Rumeli Hisarı'nı solumuza alıp Karadeniz'e doğru,
yelkenlilerdeki pupa seyri misali, yavaş yavaş yol almaya başladık. İlk
hedefimiz Beykoz . Burada iskeleden ekibin geri kalanını tekneye
alacaktık. |
|
|
Kanlıca İskelesi ve sağındaki Çınaraltı Kanlıca Yoğurtçusu |
|
|
Beykoz Yalıları |
|
|
Yoncimiklerin tekne keyfi |
|
|
Keşke tüm boğaz böyle yeşil olsa |
|
|
|
|
|
|
|
|
Beykoz İskelesi |
|
|
Beykoz İskelesi'nden ekibin kalanını alıp kendimize güzel bir koy bulduk. Şansımıza bulutlar dağılmış güneş ısıtan hatta yakan yüzünü göstermişti. Bu sefer de çok sıcak oldu canım diye söylenmeye başladık. İnsanoğlu böyle işte, her durum için yakınma potansiyeli var. Eh sıcak olunca biz de kendimizi Karadeniz'in serin sularına bıraktık. Su süperdi. Tekneden atlamaca, yüzme yarışıydı derken yorulduk. Bu arada yüzme yarışını Alp'e kaybettim. Ne de olsa doğum günü çocuğu :). Yarışın sonunu ilerdeki bir tekne olarak tayin ettik ama ben kendi seçtiğim tekne yerine başkasına yüzünce komik bir durum çıktı ortaya. Hoş, doğru tekneye de yüzsem yine geçilecektim. Ben neden kısa mesafede hızlı yüzemiyorum? :). |
|
|
|
|
|
|
|
|
Yorgunluğumuzu teknede karpuz, peynir, domates yiyerek attık. Üzerine de kiraz, armut... Bütün meyveler çok lezzetliydi. Zaten karpuzun yarısını İsocan ile ben yemişizdir. Uşağum da kaslarına kas ekliyor böylece. İki numaralı çekirgem olarak aşağıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi kolları kocaman oldu :). Hatta ben bu satırları yazarken Tuğrul gördü fotoğrafı. "İsmail kilo mu aldı, kolları büyümüş" dedi. Bak Zeybek biraderler olarak gereken gazı verdik, SD'de aynen devam. |
|
|
|
|
|
İkinci tur yüzme faslından sonra günün adamının şerefine pastayı kestik. Böylece Alp bu hafta üçüncü pastasını kesip, ikinci kez mumlara üfledi. Malum bizim Yonca antrenmanında kimseden çakmak çıkmayınca mumları yakamamıştık. Yalnız bu sefer aldığımız yoğun önlemler sonucu, tırtıkçı İso pastayı elleyemedi. Alp'i tebrik edip pastamızı yedik. |
|
|
Ne o gozüne guneş mi kaçti uşağum? |
|
|
Akşam üstü biz dönüş yolundayken bütün bulutlar gitmişti. Akşam güneşi tüm sıcaklığıyla Boğaziçi'ni aydınlatıyordu. Güle oynaya Bebek'e geri döndük. Arkadaşlarla vedalaşıp, emeği geçenlere teşekkür ettik. |
|
|
|
|
|
|
|
|
Buke'ye atladığımız gibi birinci köprü yoluna
koyulduk. Sahil çok kalabalıktı. Özellikle de Galatasaray
Üniversitesi'nin önü. Biz yine ortadan trafiği yara yara yol alıyorduk.
Bu arada önümdeki custom motorun arka tekerine gözüm takıldı. Siz
diyin 220 ben diyim 240. Motor sanki sadece arka tekerden ibaret.
Bunları düşünürken trafik durmuş ama ben farketmedim. Farkettiğimde
hemen frene asıldım ama gidip o koca arka tekere bir merhaba dedik.
Küçük, dostça bir dokunuştu bu, önümüzdekiler belki de hissetmediler
bile. Tabi arkadaki uşak rahat durmayıp olayın anlam ve önemini belirten
bir şeyler söyledi. |
|
| |
| Diğer gezi hikayeleri için buraya
tıklayın. Yayın Tarihi: 22 Haziran 2009 |
Copyright
©
Kayıhan Zeybek.
Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki fotoğraf ve yazılar izin alınmadan
ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.