|
|
||||||
|
13 gün süren çok ayaklı Orta
Avrupa ağırlıklı seyahatimden güzel anılarla geri döndüm. Her şey geçen sene bu
zamanlarda Alp'in Polonya'da düzenlenecek "Eurobasket 2009'a gider
miyiz?" demesiyle başladı. Ekip uzadı, kısaldı sonunda Alp ve ben,
iki seyyah, 12 Dev
Adamın peşinde Polonya yollarına düştük. Önce Varşova'ya gidecek sonra
tren veya otomobil ile Katowice'ye geçecektik. Boş günlerimizde civar
şehirleri gezecektik. Bu arada finallere bilet almakta gecikmiştik.
Elimizde çeyrek final biletleri vardı fakat yarı finallerin ve final
maçının biletlleri internette tükenmişti. O zaman Alp'in sevgili eşi
Çağla devreye girip bize eksik biletleri ayarladı. Ona buradan bir kez
daha teşekkür ediyorum. |
||||||
|
Kraliyet Sarayı Meydanı |
||||||
|
Akşam yemeği için civardaki bir lokantaya gittik. Hemen Polonya'nın yerel tadlarını test ettik. Önce "Zurek" denen sosisli, sebzeli, baharatlı geleneksel Polonya çorbasından içtik sonra... Sonrasını Varşova yazısında fotoğraflı anlatırım. Yediklerimizi yakmak için iki saate yakın şehri dolaştık. |
||||||
|
Kültür ve Bilim Sarayı |
||||||
|
Old Town Market Place ve "Varşova Deniz Kızı" heykeli |
||||||
|
16 Eylül Çarşamba:
Varşova (Türkiye - Slovenya maçı) |
||||||
|
|
||||||
|
Kültür ve Bilim Sarayı |
||||||
|
Nefis Elmalılar |
||||||
|
Chopin Heykeli, Lezienski Parkı |
||||||
|
Öğleden sonra şehrin güneyine inip şehrin parklarını dolaştık. Lezienski Parkı oldukça güzeldi. Ünlü romantik müzisyenleri Chopin'in (Şopen) burada bir de heykeli var. Çok güzel fotoğraflar çektim. Aslında vakit olsa Chopin heykeline karşı güneşlenip, kitap okumak isterdim. Hatta yanında bol tarçınlı elmalı tart ve kış çayı... Daha fazla anlatmayayım Nes kızacak bana yoksa :). |
||||||
|
Lezienski Palace (Nam-ı Diğer Palace On The Water) |
||||||
|
Royal Route |
||||||
|
Akşam güneş batarken Royal Route denen, şehrin önemli tarihi yapılarını üzerinde barındıran yoldan merkeze, otelimize geri döndük. Hazırlanıp taksi ile öğlen barında yer ayırttığımız Marriot Otelinin altındaki Champion isimli (İstanbul'da Polat Otelinin de altında bir tane var) spor bara gittik. Aynı saatte şampiyonlar ligi maçı da olduğunda masalı kısımlarda yer bulamamıştık. Orada bizi hoş bir sürpriz bekliyordu. Kapıda rezervasyon görevlisine bara geçip Türkiye - Slovenya maçını seyretmek istediğimizi söyledik. Sigara içip içmediğimizi sordu. İçmiyoruz deyince bir masanın boş olduğunu söyleyip bizi oraya götürdü. Körün isteği bir göz Allah verdi iki göz. Hem masa hem de karşımızda basket maçı... Arka masada burada yaşayan bir Türk vardı: Gürkan. Çok sıcak kanlı bir arkadaştı. Yanında Yunan ve İspanyol konukları vardı. Onlar da bu maçı seyredeceklermiş. Grubumuza ön masadan iki Yunanlı daha katıldı ki bu arkadaşlarla Katowice'de de canlı maç seyredecektik. Ne yazık ki maçı 2 sayı ile kaybettik. Bu yenilgi milli takıma ileride pahalıya patlayacaktı. Bizim masanın hesabını Gürkan jest yapıp kapatmış. Sağ olsun çok kibardı. Otele dönünce ek yatağı görüp sevindim :). |
||||||
|
|
||||||
|
17 Eylül Perşembe: Varşova - Katowice
(Çeyrek Final Maçları: Sırbistan-Rusya, Fransa-İspanya) |
||||||
|
|
||||||
|
Tren umduğumdan daha şıktı. Altı kişilik kompartımanda bizden başka bir Polonyalı vardı. Amerika'da öğretim üyesiymiş. Ben ayakkabıları çıkarıp 3 koltuğa birden yayıldım. Hatice'yi çıkarıp navigasyonu açtık. Ortalama seyir hızımız 150 km/sa. Memeleket oldukça yeşil, tren ormanların arasında yol alıyor. Hava da güneye indikçe açıyor. |
||||||
|
Katowice |
||||||
|
Varşova'dan sonra Katowice oldukça yavan geldi. Neden Fiba, Avrupa Şampiyonası Finallerini Varşova ya da Krakow dururken buraya vermiş anlayamadım. Belki şehrin gelişmesi için diyeceksiniz ama sonuçta o kadar küçük bir şehir ki doğru dürüst otel bile yok. Zaten uçak, maç biletlerini ve Varşova otelini hemen ayarlamış fakat Katowice'de yer bulmakta zorlanmıştık. Daha sonra Alp'in ayarladığı bu otelde Ukraynalı dans grubu Red Foxes ile kaldığımızı öğrenecektik. Hem de aynı koridorda :). Bu arada bize yine tek yatak ayarlamışlar ama isteğimiz üzerine rezervasyonumuzu iki yataklı bir odaya çevirdiler. |
||||||
|
Spodek Arena |
||||||
|
Yarın kullanacağımız arabayı resepsiyondan
ayarlayıp dört civarı otelden ayrıldık. İyi ki buradan halletmişiz. Ben İstanbul'dan
fiyatlara baktığımda 50-60 Euro/gün fiyat alıyordum. Buradan 31
Euroya işi bitirdik. Hem de araç otele gelecekti. Yürüyerek şehir merkezine
yarım saatte gittik. Önce karnımız doyurduk sonra Spodek Arena'nın yolunu tuttuk. Dün
beraber maç seyrettiğimiz Yunanlı arkadaşları salonda görünce maçları beraber seyrettik. Zaten salonun yarısından çoğu boştu. Polonya
elenince bir sürü bilet açığa çıkmıştı. Hatta Yunanlılar beleş yarı
final ve final bileti bulmuşlar. Polonya halkının basketbolla pek
alakası yok anlaşılan. |
||||||
|
Krakow |
||||||
|
18 Eylül Cuma: Krakow,
Çeyrek Finaller (Türkiye - Yunanistan, Slovenya - Hırvatistan) |
||||||
|
|
||||||
|
Saat on civarı Krakow'a vardık. Polonya'nın üçüncü büyük kenti olan Krakow aynı zamanda en turistik şehri. Hızlandırılmış bir şehir turu yapıp kaleyi, sarayı ve eski şehir meydanını gezdik. Akşam maçlar altıda başladığından rotamızı Auschwitz Toplama Kampı'na çevirdik. |
||||||
|
Market Square, Old town |
||||||
|
Auschwitz |
||||||
|
Toplama kampı Krakow ile Katowice arasında. Bu ziyaret ikimizin de içini kararttı. İnsanın insana yapacağı bir zulüm değil bu. İlerde zaten anlatacağım ama şunu söylesem yeter sanırım. Kampa çeşitli bölgelerden 1.5 milyon esir gelmiş ve bunların 1.3 milyonu burada can vermiş. Çoğu da açlıktan ölmüş. Günlük 1500 kalorilik yemekle 4-5 bin kalorilik iş yaptırılıyormuş. 55 kg giren bir kadıncağız öldüğünde 28 kg geliyormuş. Ölülerin saçları bile traş edilip kilosu 50 Fenig'ten satılırmış. Bunlarla kumaş dokunurmuş. Gaz odalarını zaten duymuşsunuzdur. Ama insan yerinde görünce çok daha fazla etkilenip, üzülüyor. |
||||||
|
Kampın girişi |
||||||
|
Çalışma kampının koğuşları |
||||||
|
Biz ayrılırken İspanya takımı da kampı ziyarete gelmişti |
||||||
|
12 Dev Adam ısınırken |
||||||
|
Saat 17:30'da Spodek Arena'ya ulaştık. Arabayı park edip
formaları üzerimize çektik. Bayrağımızı kaptığımız gibi soluğu tribünde
aldık. Ne yazık ki maçı pisi pisine kaybettik. Bu seviyedeki bir maçta
bu kadar şahsi hata yapılmaz. Hidayet de Ersan da kendilerine yakışmayan
hatalar yaptılar. Zaten Hidayeti Orlandodaki düzende oynatmak niye.
Orada Howard var, topu havaya atsan alıp içine vuruyor. Bütün ilgi onun
üstünde. Burada ise ilgi odağı Hidayet. Adama top getirtiyoruz. Neyse bu
tesbitleri maç yazısına saklayayım. |
||||||
|
Spodek Arena (kocaman bir UFO adeta) |
||||||
|
19 Eylül Cumartesi: Yarı Finaller (İspanya -
Yunanistan, Slovenya - Sırbistan) |
||||||
|
Allen Iverson |
||||||
|
Yarı final ilk maçında İspanya Yunanistan'ı ezdi
geçti. Özellikle ikinci çeyreğin başından itibaren Yunanistan'a top
göstermedi. Fark 30 olunca Gasol kenara gidiyor 20 ye düşünce oyuna
giriyor ve fark yine 30 oluyordu. Maçın devre arasında Allen Iverson
salona geldi. Bildiğiniz gibi AI bu sene Memphis Grizzlies'ta oynayacak.
O takımın pivotu Marc Gasol. AI da yeni takım arkadaşını ziyarete
gelmiş. Tabi salon yıkıldı. Herkes fotoğraf için bizim trübüne hücum
etti. |
||||||
|
Tony efsaneyle sohbette |
||||||
|
20 Eylül Pazar: Final
Günü (İspanya - Sırbistan) |
||||||
|
Soldan: Oscar Robertson, Bill Russel |
||||||
|
Sabah sıralama maçlarının ilkinde Fransa Hırvatistan'ı yendi. Biz maçtan çok maça gelen ünlülerle ilgileniyorduk. Bizim hemen alt tribünde Boston Celtics'in efsanevi pivotu Bill Russel ile Oscar "The Big O" Robertson yan yana oturuyorlardı. Tony Parker'ın eşi "Desperate House Wife", Eva Longaria ise kocasının fotoğraflarını çekiyordu. Ben de onu fotoğrafını çektim. Tabi yoldaş Alp'i de unutmadım. Bayrağımızın arkasında onu da fotoğrafladım :). |
||||||
|
Eva Longaria |
||||||
|
Alp Aktaş :) |
||||||
|
Fransa maçı kazanıp 5. oldu. Biz Rusya maçını kaybedip 8. olduk. Maça Hidayet başlayınca şaşırdım. Böyle iddiasız bir maça bu kadar tok bir oyuncuyla başlamak... Alan savunmasına devam. Rusya 16 da 24 üçlük yolladı potamıza. Zaten istatistikler de bunu gösteriyor. Rakiplerimiz bize karşı %37 lik bir üç sayı yüzdesi tutturmuş. Bu da bizi 9. sıraya koyuyor. |
||||||
|
VIP Salonu: Alp menü yapıyor |
||||||
|
3.lük ve final maçı öncesindeki arada dışarı çıkmadık. Spodek Arena ve Fiba VIP salonunda takıldık hep. Burası Katowice'deki evimiz olmuştu. Zaten gün içinde en çok zamanı burada geçiriyorduk. Bugün salonun kablosuz internet şifresini de elde etmiştik. Böylece Turkcell roaming korkusu olmadan özgürce yazdık netten. |
||||||
|
Final öncesi Spodek Arena balkonundan manzara |
||||||
|
Maçların başlamasına az zaman kala salonu turlayıp
Yunan, İspanyol seyircilerin arasına karıştık. Arenanın çevresi karnaval
alanı gibiydi. Görünen o ki çeyrek ve yarı finallerde bile tam dolmayan
salon bu akşam dolacaktı. |
||||||
|
Fiba kontağımız Anna |
||||||
|
Efsane Bill Russel (Boston Celtics) ve 11 yüzüğünden biri |
||||||
|
Komşu savaşarak Slovenya'yı devridi ve haklı bir 3.
lük elde etti. Onlar da Ruslar'a grupta yenilmeseler İspanya'nın
gazabına finalde uğrayabilirlerdi. Maçın devre arası eski basketbolcular
onore edildiler. |
||||||
|
|
||||||
|
|
||||||
![]() Oda aman koridor arkadaşlarımız: Red Foxes |
||||||
|
MVP |
||||||
|
Fernandez adet olduğu üzere fileyi kesiyor |
||||||
|
Euro Basket 2009 galibi İspanya |
||||||
|
|
||||||
|
21 Eylül 2009
Pazartesi: Katowice - Prag |
||||||
|
Olomouc Tren İstasyonu |
||||||
|
Wroclaw Meydanı ve Müze Binası |
||||||
|
Olomouc'tan Prag trenime bindim. Bizim Adapazarı Ekspresinden biraz halliceydi. Klima neyin de çalışmıyordu. 3 saat boyunca sauna misali daracık koltukta seyahat ettim. Hlavni Nadrazi'de (Prag tren istasyonu) inince navigasyonu açtım. Kalacağım Chopin Otel'i İstasyona yakın seçmiştim. Navigasyon bulunduğum yeri gösteriyordu. Nasıl yani deyip kafayı kaldırınca oteli gördüm. Yolun karşısına geçip otele giriş yaptım. Otel çok güzel çıktı. Oda gayet rahat ve ferahtı. Benden iki saat önce Prag'a gelen Birben ailesi ile hasret giderdikten sonra hep beraber kendimizi bu güzel şehrin sokaklarına attık. |
||||||
|
Charles Bridge Civarı |
||||||
|
Old Town |
||||||
|
Hava Prag'ta 25 derece. Keşke daha fazla şort getirseydim yanımda. Önce meşhur meydana gittik. Oradan da Charles Bridge'e. Tabi bütün bunları daha sonra ayrıntılı bir şekilkde anlatacağım. Tuğrul'un önerdiği Celnice Lokantasına girip güzel bir akşam yemeği yedik. Bana önerilen "Ekmekte Gulaş" çorbasını da denedim. Çorba aslında Macar yemeği ama ben burada denedim. Yemekten sonra kahve içip biraz daha meydanda vakit geçirdikten sonra otele döndük. Tabi ki yürüye yürüye. En rahat Kağan. O arabasında uyuya uyuya gitti. |
||||||
|
Gece Wroclaw Meydanı |
||||||
|
Solda tarihi astronomik saat kulesi |
||||||
|
Sabah kalktığımda, uyku sersemliğiyle, bir an nerede olduğumu anlayamadım. Boş boş odaya baktıktan sonra Prag'ta olduğumu hatırladım. Duşumu alıp kahvaltıda Volkanlarla buluştum. Kahvaltı Polonya'ya göre daha zengindi. Tabi ben de bu zenginliği sonuna kadar sömürdüm. Alp anlamıştır ne demek istediğimi. Evet yavaş yavaş forma giriyordum. |
||||||
|
Saat kulesinin tepesinden meydan |
||||||
|
Otelden çıkıp Hilavni Nadrazi'nin önünden Muzeum'a
geldik. Zaman kısıtlı olduğundan bu müzeyi bir başka Prag Seyahatine
saklıyorum. Zaten hava yine çok güzel, insan hep dışarıda olmak istiyor.
Wroklaw Meydanı'ndan aşağıya inip saat kulesinin olduğu meydana ulaştık.
Kağan kulenin tepesindeki insanları görünce yukarı çıkalım diye
tutturdu. Benim de canıma minnet, yukarıdan bu şirin kentin (Hitler bile
bombalamaya kıyamadı derler) panaromik fotoğraflarını çektim. |
||||||
|
Gezi tekneleri |
||||||
|
Tekneden Charles Bridge |
||||||
|
Öğlene doğru nehri geçip kaleye gittik. Kale ve civarını dolaştıktan acıkan karınlarımızı üzerine Nutella sürülen yağda pişmiş hamur ile doyurduk. Daha sonra kısa bir tekne turu yaptık. Tekne turundan gelince ise kalenin alt tarafındaki bahçelere daldık. Biraz yolumuzu kaybettik, biraz korunun sessizliğinde kendimizi bulduk. |
||||||
|
|
||||||
|
Artık hava kararıyordu. Charles Bridge'in başındaki
surda nöbetçi akşam borusunu çaldı. Karnımızı meydandaki lokantalardan
birinde doyurmaya karar verdik. Ben klasik en kalabalık olanını seçtim:
"Staramestska Restaurace". Benim menüm belli: Gulaş, üzerinde de kanlı
canlı güzel bir et. Et gayet başarılıydı ama büyüklük olarak beni pek
kesmedi. |
||||||
|
Charles Bridge |
||||||
|
Gece kale ve köprü manzarası |
||||||
|
23 Eylül, Çarşamba: Karlovy Vary, Dresden |
||||||
|
Karlovy Vary Yolu |
||||||
|
O günün tarihi çiçeklerle yazılıyor |
||||||
|
Şifalı suyun aktığı meşhur yılanlı çeşme |
||||||
|
Nehir kenarında dizi dizi oteller |
||||||
|
Kalovy Vary Dresden arası 170km ve otomobille yaklaşık 2 saat sürüyor. Yol otoban olduğundan oldukça rahat. Saat altıya doğru Dresden'e ulaştık. Neden bilinmez kendimi evime gelmiş gibi hissettim. Yollar, trafik hemen düzene girmişti. Kağan da çok mutluydu, otomobilden inince çevresine Almanca laf atmaya başladı. Elbe Nehri'nin üzerine kurulmuş olan bu tarihi şehri gezmeye başladık. |
||||||
|
Dresden |
||||||
|
|
||||||
|
Dresden için Kuzeyin Floransası diyorlar. Biz kısıtlı vaktimizde sadece Old Town bölgesini gezebildik. Vakit olsaydı Avrupa'nın en güzek su saraylarından biri olan Moritzburg'u da gezecektik. Artık başka bahara kaldı. İkinci Dünya savaşından sonra Doğu Almanya'da kalan bu şehrin barok yapıları nefes kesici özellikle de geceleyin. Zaten aşağıdaki fotoğraflardan siz de görüp bana hak vereceksiniz. |
||||||
|
|
||||||
|
Elbe Nehri |
||||||
|
Elbe Nehri'nin iki kıyısında da spor alanları var. Zaten kente girer girmez her yanımızı bisikletler sardı. Çok seviyor Almanlar bisikleti. Bütün şehir bisiklet yolları ile örülü ve trafikte geçiş üstünlükleri var. Otomobilleyseniz her dönüşte bisiklet geliyor mu diye kontrol etmeniz gerekiyor. Belki bu düzeni sevdiğimden Almanya'yı da seviyorum. |
||||||
|
Gece Dresden |
||||||
|
Altstadt |
||||||
|
İki kıyıya da gezip şehri hem gündüz hem de gece haliyle fotoğrafladım. Ne güzel cıvıl cıvıl derken saat sekiz oldu ve sokaklar boşaldı. Klasik Almanya diye düşündüm. Nerede o Prag'ın canlılığı? Akşam yemeğini Arjantin et lokantası zinciri olan Maredo'da yedikten sonra yola koyulduk. Bremen'e 4 saatlik yolumuz vardı. |
||||||
|
Elbe Nehri üzerinde gezi gemileri |
||||||
|
Alman otobanlarında bildiğiniz gibi hız sınırı yok.
Sadece çıkışlar da ve yol çalışmalarında hızınız belli limitlere
çekiliyor. Otomobili ben kullanıyordum. Hatice de navigasyon konusunda
yardımcı oluyordu. Yol çalışmalarının birinde 60km/sa tabelası vardı.
Fren yapmadan gazdan ayağımı çekip, otomobilin o hıza düşmesini
beklerken bir flaş patladı gözümün içinde. Volkan gülerek "Seyyar radara
yakalandın" dedi. Aman ne güzel. Hızıma baktık 70-75km/sa. Hız sınırını
çok geçmediğim için fazla ceza gelmezmiş 50 Euro civarı gelebilir dedi
Volkan. |
||||||
|
24 - 25 Eylül, Perşembe-Cuma: Bremen |
||||||
|
Kağan futbol antrenmanında |
||||||
|
|
||||||
|
Cuma günü ise Bremen'in outlet merkezlerine gittim.
Stuhr bölgesinde yer alan merkezde Nike, Adidas, Marco Polo, Tommy,
Esprit gibi markaların mağazaları var. Vaktiniz varsa oldukça uygun
fiyata güzel şeyler bulabilyorsunuz. Benim vaktim azdı. Aradığım
bisiklet taytını da bulamadım. Arkadaşlarıma hediyelik bir şeyler alıp
eve geri döndüm zira Kağan'ın futbol antrenmanına yetişecektik. |
||||||
|
|
||||||
|
26 Eylül Cumartesi, IAA
2009, Frankfurt |
||||||
|
IAA 2009, Mercedes Salonu |
||||||
|
Mercedes SLS AMG |
||||||
|
Fuar meydanı |
||||||
|
Fuarı kapılar kapanana kadar gezdik. Benim için önemli olan Dünya premierleri yapılan otomobillerdi ve hepsini fotoğraflamayı başardım. Neyse ki kapanış saatine doğru ziyaretçi sayısı azaldı da temiz fotoğraflar alabildim. Fuardan sonra eski şehir merkezine (Altstadt) gidip hem biraz dinlendik hem de karnımızı doyurduk. |
||||||
|
En güzel salon: BMW |
||||||
|
Zorro'nun büyük büyük dedesi :) |
||||||
|
Altstadt, Frankfurt |
||||||
|
Altstadt, Frankfurt |
||||||
|
|
||||||
|
Dönüş yolunda Volkan biraz rahatsızlanınca direksiyona ben geçtim. Almanya'da oldukça meşhurum ki yine fotoğrafımı çektiler. Volkan yarı uykulu "Olum ben sekiz senedir buradayım tek ceza yemedim sen dört günde iki kere radara girdin". Ben sistem kurbanıyım, neyse artık hız tabelası ne yazıyorsa yanından geçerken o sürattte olmam gerektiğini biliyorum. 80km/sa tabelasını görünce hoop fren, tabelanın yanında 80 km/sa'e düşüyorum :). |
||||||
|
|
||||||
|
27 Eylül Pazar:
Lüneburg |
||||||
|
|
||||||
|
Önce tarihi su deposunun tepesine çıkıp şehrin panoramik fotoğraflarını çektik. Sonra da yüzlerce yıllık sokaklarında dolaştık. Şehir meydanında da yemeğimizi yedikten sonra Lüneburg'u arkamızda bıraktık. Benim umduğumdan çok daha güzel bir şehirmiş. Ayrı bir yol hikayesine sahip olmayı hakediyor. |
||||||
|
|
||||||
|
Altes Rathaus (Hükümet Binası) |
||||||
|
Marktplatz (Şehir meydanı) |
||||||
|
Akşam Bremen'e döndüğümde bavul işine giriştim. Zar
zor bavulu kapattım şimdiden limitim olan 30kg'ı geçmiştim. Bakalım
yarın ne yapacağız. |
||||||
|
28 Eylül Pazartesi:
Hannover - İstanbul |
||||||
|
Copyright ©
Kayıhan Zeybek.
Her hakkı saklıdır. Bu sitedeki
fotoğraf
ve yazılar izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.