|
|
E-posta listesine üye olduğum
mtbtr.com sitesinden Redbull Geç Kalma macera yarışı ile ilgili bir mail
alınca gelebilecek bütün arkadaşlarıma haber verdim. Her ne kadar bütün
kış antrenmansız olsam da bu yarışı kaçırmak istemedim. Şimdi bazıları
her gün spora gidiyorsun nasıl antrenmansızsın diye sorabilir. Fakat her
sporun kendi antrenmanı var ben de kışın hiç bisiklete binmedim. Baharla
başlayan turlarım da sahilde, hep düz parkurdaydı.
|
![]() Redbull Geç Kalma Broşürü |
![]() Parkur |
|
Yarıştan
bir gün önce sahilde bisiklete binerken Caddbostan'da kurulan Redbull
masasında kaydımı yaptırdım. Selçuk'u cepten arayıp ona da numara aldım.
Ben 165, Selçuk 166 nolu yarışmacılardık artık. Buradan aldığım
bilgilere göre yarışta kask mecburiyeti vardı. Zaten o kadar toprak
inişinin olduğu bir yarışmada kask zorunluluğu olmasa bile ben kask
takardım. İkimizin de bisiklet kaskı olmadığından
Yeşil Bisiklet'te
buluştuk. En ucuzundan (30 YTL) iki kask aldık. |
![]() Selçuk erkenci |
|
Sabah güzel bir kahvaltı yapıp dokuz gibi evden çıktım. Ethemefendi'den kaptırıp sahile indim. Beş dakika sonra start alanına gelmiştim. Etkinlik alanı umduğumdan daha kalabalıktı. Yaklaşık 250-300 civarında yarışmacı vardı. Yarışmacı demişken gelen bisikletlileri görünce yarışın ciddiyetini idrak ettim. Türkiye dağ bisikleti milli takımı da yarışa katılıyormuş. Altlarında Scott Spark 20 leri (4200 euro) ile alanı turlayıp ısınıyorlardı. Yine ciddi bir kaç takım daha alanda yerlerini almıştı. |
![]() 166 numara kaskını da takmış |
|
Ben kalabalığın arasında şaşkın şaşkın dolanırken Sevim'i gördüm. O da yarışa katılacakmış. Kadın yarışmacı sayısı oldukça azdı üstelik onlara ayrı kategori de açılmamıştı. Yani tekneye binmek için bu kadar erkeğin arasında ilk 150'ye girmeleri gerekiyordu. Oldukça adaletsiz bir durum. Bence organizasyon onlara özel bir kontenjan vermeliydi. Zaten komite yarışın ilerleyen etaplarında, bu yanlıştan dönecekti. |
![]() Başlangıç çizgisi |
|
En sonunda Selçuk'u da buldum. Sıraya girmiş start anını bekliyordu. Az sonra güvenlik nedeniyle yarışın 15 dakika geç başlayacağı anons edildi. Herkes sıradan çıkıp ısınmaya başladı. Son 5 dakika tekrar sıraya girildi. Biz Selçuk ile ortalarda bir yerde kendimize gölge bulduk ve oradan sıraya girdik. |
![]() Ben, Selçuk ve arka planda Sevim |
![]() |
![]() 165 & 166 |
![]() Yeniden sıralanıyoruz |
![]() Yeni sıramız |
|
Start çizgisi epey uzundu. Önümüzden bir bisiklet geçecek ve onun arkasından yarışa başlayacaktık. Polis yolu geçici olarak trafiğe kapattı. Derken o an geldi ve yarış başladı. Yüzlerce bisikletli bir anda yola doldu. Ben bisikletime kıyamadığımdan kaldırımı elimde indirdim. Millet kaldırımdan uçup fırtına gibi yarışa başlamıştı. Zaten hata yaptığımı ilerdeki kırıcı etaplarda anladım. Öyle yerlerden indim ki bu kaldırım onların yanında F1 pisti gibi kaldı. |
![]() Start anı |
![]() Taktik hata: Bisikleti elde indiriyoruz |
![]() Yol bir anda bisikletlerle doldu |
|
SPD pedalı takmaya çalışırken epey gerilerde kaldım.
Arkama baktığımda benden başka 15 - 20 bisikletli vardı. Önümde ise dört
şeritli sahil yolunu dolduran yüzlercesi... Rastgele deyip
çevirdik pedalı. Ortalama 28-30km/sa'lik bir tempo tutturdum ki bu
benim haftasonu sahil tempom. Sonlara doğru 32-34 km/sa aralığına
çıkabilirdim. Yavaş yavaş öndeki grubu yakalamaya başladım. Tempomu
bozmadan diğer bisikletlilerin sağından solundan geçiyordum. Yol
Bostancı'ya kadar trafiğe kapalıydı. Dört şeritli sahilde onlarca
bisikleti geçtikten sonra (ki Selçuk'u da görmeden geçmişim) rahat bir
şekilde feribota bindim. Az sonra da Selçuk geldi. |
![]() Burgaz Ada çıkışı |
|
Sert inişler olacağını düşündüğümden feribottayken seleyi 2, 3 parmak aşağı indirmiştim. Önümdeki yokuşu görünce ayağa kalktım ve tempolu bir şekilde pedal basmaya başladım. Millet dağ viteslerine takmış boşa pedal basıyordu. Yanlarından Amstrong gibi geçtim. Birden asfalt sona erdi ve toprak başladı. Kafamı kaldırıp yokuşun dikliğini ve uzunluğunu görünce içimden küfür ettim. Mecburen seleye geri oturdum. Vitesleri tıkır tıkır düşürmeye başladım. Ama bacaklarım, selenin alçaklığı yüzünden emme basma tulumba gibi çalıştığından, davul gibi şiştiler. Son vitese kadar gelmiştim. Kalbim 175 atıyordu. Uleen Kayı ne vardı ayağa kalkacak ve hepsinden önemlisi seleyi düşürecek. Demin yanından motosiklet edası ile geçtiğim bisikletliler yavaş yavaş yanımdan süzülerek beni geçmeye başladılar. Kesin "Tavşana bak önden gitti, şişti" diyorlardır. Bacaklarım o kadar çok şiştiler ve laktik asit ürettilerki bir müddet sonra pedal çeviremez oldum. Mecburen küheylanı elimize alıp yokuşta itmeye başladım. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim: Burgaz Ada'nın yokuşuna inci taneleri gibi dizilmiş bisikletlerin manzarası harkuladeydi. |
![]() Burgaz Ada yokuş |
![]() |
|
Kızgın güneşin altında oflaya puflaya tepeye
kadar çıktım. Bundan sonra yokuş yoktur diye düşünüyordum. Ne de olsa en
yüksek yere çıkmıştık. Hızlı inişler başladı. Pedal çevirmeden bisiklet
40km/sa gibi hızlara çıkıyordu. Fren yapınca burnuma balata kokusu geldi.
Keşke hidrolik disk frenlerim olsaydı diye düşündüm. |
|
Share | |
|
Diğer gezi hikayeleri için buraya
tıklayın. |
|
Yayın Tarihi: 2 Temmuz 2008 |
Copyright
©
Kayıhan Zeybek. |