|
|||
|
Her şey iki ay önce babamın benden bir masa üstü bilgisayarı toplamamı istemesiyle başladı. Diz üstü bilgisayarını, kurup toplamaktan sıkıldığı için sabit bir bilgisayar istiyordu. Buraya kadar her şey kolay gözüküyor ancak işin içine annem, yer problemi, teknolojik kaygılar girince olay boyut değiştirdi. Öncelikle annemin de etkisiyle babam küçük bir kasa istiyordu. Yine annemin etkisiyle mümkün olduğu kadar az kablo kullanılacaktı. İnternet erişimi kablosuz sağlanacaktı. Yine klavye ve fare kablosuz olacaktı. Ayrıca içinde bulunacağı odanın görünüşünü de bozmayacaktı. Diğer taraftan benim performans, fiyat, estetik kriterlerimi karşılayacaktı. Small Form Factor denilen küçük kasa kullanan bilgisayarları araştırmaya başladım. Barebone da (küçük kasa ve ana kartın beraber satıldığı iskelet sistem) denilen bu sitemler hem az yer kaplıyor hem de oldukça şık görünüyorlar. Shuttle, Asus, Aopen, MSI gibi markaların ürünlerini inceledim. Türkiye’de yaygın olarak Shuttle marka bulunabiliyor. Diğer markalarda çeşit az ve kullanılan teknoloji eski. Hâlbuki yurt dışı sitelerde bu markaların da oldukça etkileyici ürünlerini görmüştüm. |
|||
![]() MSI |
|
AOPEN |
SHUTTLE |
|
Ben sitemi Intel tabanlı Core 2 Duo olarak kurmak istiyordum. Şu andan fiyat/performans oranı en iyi işlemciler. Üstelik 64 bit teknolojileri ile yeni çıkacak olan Vista’ya da tam destek veriyorlar. Shuttle’ın Core 2 Duo destekleyen ana kartlı modellerini piyasaya sordum. Ne yazık ki bu modelleri hala Türkiye’ye getirmemişler. Yaklaşık iki hafta ha geldi ha gelecek diye oyalandım. Babam de her gün nerede benim bilgisayarım diye beni sıkıştırmaya başlamıştı. Core 2 Duo sitemden vazgeçtim. Zaten babamın kullandığı Honeywell mühendislik programları daha yeni XP altında çalışmaya başlamışlardı. Vista’yla kim bilir ne zaman uyumlu hale geleceklerdi. Madem 64 bit Vista kuramıyoruz 64 bit teknolojili işlemci almasak da olur diye düşündüm. Bu arada 64 bit olayından vazgeçince önüme yeni bir seçenek geldi. Bir süre önce Intel işlemciye sahip Apple'ın masa ve diz üstleri Türkiye’ye gelmişti. Bu modellere Boot Camp adı verilen bir program sayesinde XP yüklenebiliyordu. Böylece hem XP hem de Mac OS (Apple’ın işletim sistemi) aynı bilgisayarda çalışabiliyordu. Internetten biraz araştırma yaptım. Ya bilgisayarı ince ekrana gömülü olan iMac modelini ya da inanılmaz küçük boyutlarda ki kasasıyla şirin mi şirin Mac Mini’yi tercih edecektim. Yurt dışı fiyatları ile karşılaştırdığımda iMac bana pahalı geldi. Ben de Mac Mini’ye yöneldim. |
|||
|
iMac |
![]() |
||
|
Mac Mini’de Intel’in diz üstü bilgisayarlarında kullanılan T2300 işlemcisi kullanılıyor. Çift çekirdekli bu işlemci 512MB Ram ile beraber sunuluyor. Kablosuz ağ bağlantısı ve Bluetooth standart olarak geliyor. İnternet üzerinden sipariş verdim. Ertesi gün sabah 9:30’da Mac Mini kapımdaydı. Hemen açıp elektriğe ve monitörüme bağladım. Yalnız bütün girişleri Usb olduğundan PS2 olan klavyeyi bağlayamadım. Haliyle Mac Mini açılmadı. Çağrı ile Vatan Bilgisayar’a gittik. Daha önce netten seçtiğim Samsung 960 BF Lcd monitör ve uygun kablosuz fare-klavye seti alacaktık. Monitör bir adet kalmış o da teşhirde duruyordu. Ben de almak istemedim. Uygun kablosuz klavye-fare seti ise bulamadım. Logitech’lerin alıcılarının bilgisayara bağlantıları iki uçluydu ve klavyenin bağlantısı PS2’ydi. Microsoft’da uygun bir model buldum ama o da çok çirkindi. Vatan’dan ayrılıp ofise döndük. Ben monitörü Kadıköy’de Eksen Bilgisayar’da buldum. Tuğrul’u da alıp Kadıköy’e gittim. Eksen beni yine sinir etti. Ürünü alıp parasını veriyorsunuz ama ürünün depodan gelmesi çok uzun sürüyor. Altı üstü bir merdiven aşağı inecek. Sonunda monitör geldi. Orada da uygun bir klavye seti bulamadım. Kadıköy’den ayrılıp Carrefour’a gittik. Teknosa’da hem tek usb girişli hem de şık bir kablosuz klavye seti (700 modeli) bulduk. Carrefour’dan mutlu bir şekilde ayrılıp ofisin yolunu tuttuk. Saat altıya geliyordu. Ben Mac Mini’yi de yanıma alıp eve gittim. |
|||
|
Mac Mini |
|
||
|
Annemlere çıkıp bilgisayarın kurulacağı küçük masanın üstünü boşalttım. Annem bilgisayarı görünce boyutlarına inanamadı. Hem küçüklüğünü hem de tipini çok beğendi. Sadece klavye setini niye beyaz almadın dedi. Ben sistemi kurdum, klavyeyi tanıdı. Ama mutluluğum kısa sürdü bu sefer de fare çalışmıyordu. Aşağı kendi evime inip faremi aldım. Bu sefer her şey çalışıyordu. Sonunda Mac açılmış ben de MAC OS X Tiger ile tanışmıştım. Öncelikle Safari ile internete girip Apple’in orijinal kablolu fare ve klavyesini satın aldım. Sonra XP’yi kurmak için Boot Camp programını indirmeye başladım. Program indikten sonra kurulum için işletim sisteminin sürümünü yükseltmem gerektiğini gördüm. 10.4.4 sürümünü 10.4.8 ile güncelleyecektim. Diğer güncellemelerle beraber yaklaşık 1GB indirme yapacaktı Mac Mini. Ben de bilgisayarı açıp bırakıp aşağı inip yattım. Ertesi gün sabah 9:30’da Apple klavye ve fare kapımdaydı. O heyecanla eve gidip Mac Mini’yi sevindirdim. İyi ki orijinal almışım diye düşündüm. Hem klavye kısa yollarını kullanabilecek hem de Mighty Mouse gibi dizayn harikası bir fare kullacaktım. Akşam Hillside dönüşü tekrar bilgisayarın başına oturdum. Boot Camp ve diğer güncellemeler hazırdı. Boot Camp’i çalıştırdım ama program çalışmadı. Hemen internete girip araştırma yaptım. Bilgisayarın BIOS’unu da güncellemem gerekiyormuş. O işi de hallettikten sonra Boot Camp çalıştı. Sonunda XP yüklemeye başlamıştı. Ta ki klavyeyi kullanacağım bir sayfaya gelene kadar. Apple klavyeyi XP tanımamıştı. Fare de çalışmıyordu ve daha fazla ilerleyemiyordum. Söylene söylene eve gittim. Ertesi sabah ofisten Tuğrul’a verdiğim yeni kablosuz klavyeyi aldım. Annemlere gidip bilgisayar bağladım. Yine çalışmadı. Ne de olsa XP kurulmamıştı ve kablosuz klavyeyi tanıyamadı diye düşündüm. Ver elini Carrefour. Teknosa’dan ucuz bir Usb bağlantılı kablolu klavye alıp geri döndüm. Bu sefer olmuştu. XP’yi sorunsuzca kurdum. Artık hem XP hem de Mac OS tek bilgisayarda sorunsuzca çalışıyordu. Keşke Mac Mini’de bir PS2 girişi olsaydı da ben bu kadar uğraşmak zorunda kalmasaydım. Gelelim işin önemli yanına. Intel işlemcili Apple’lara XP kurulabiliyor olması en çok elit markalı PC üreticilerini (Sony, Dell, HP, Asus…) etkileyecektir. Bugüne kadar Apple’ı denemek isteyen ama Windows’tan da vazgeçemeyeler için (benim gibi oyun meraklıları, Windows ara yüzünü kullanan program kullananlar…) güzel bir fırsat doğdu. İki bilgisayar almak yerine tek bilgisayarda hem Mac deneyimi yaşamak hem de Windows çalıştırabilmek çok güzel. Bu arada Mac OS gerek ara yüzüyle, gerek kullanım kolaylığı ve güvenirliğiyle XP’ye beş çeker. Bakalım Vista aradaki farkı kapatabilecek mi? |
|||
|
Sandalye bile sistemle uyumlu |
|||
|
Mac Mini ve saz arkadaşları |
|||
|
14 Ekim 2006 |
|||